İlkokul öğretmeni yetiştirmek, köyleri eğitmek ve kalkındırmak amacıyla 17 Nisan 1940 yılında kurulan özgün eğitim kurumlarıdır. Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç tarafından hayata geçirilmiştir.
Ülkemizin her bölgesinde, tren istasyonlarına yakın ve suyu olan arazilerde 21 tane köy enstitüsü açılarak binlerce öğrenci yetiştirilmiştir.
Her birinin kuruluş hikâyesi birbirinden farklı ve çok anlamlıdır. Temel ilkesi ve sloganı olan “iş içinde, işle eğitim” anlayışı hâkimdir. Bu kurumlarda, askerde çavuş olan, okuma yazma bilen gençler altı aylık veya birer yıllık kurslarla eğitmen olarak yetiştirilip köylere gönderilmiştir. Diğer tüm enstitülerde ise öğretmenler yetiştirilmiştir.
Eskişehir Çifteler Köy Enstitüsü mezunu eğitimci-yazar Talip Apaydın’ın öğrencilikte yaşadığı ve unutamadığı bir anısını ben de gözlerim dolarak, tüylerim diken diken olarak okurum. Sizlerle de paylaşarak duygu telinize dokunmak isterim:
“Kurban Bayramı tam kış ortasına rastlamış. Soğuk, karlı, fırtınalı… Poyraz harman savuruyor, göz gözü görmüyor. Sular donmuş, Seydi Suyu buz parçaları hâlinde akıyor. Santrale gelen su kanalı kapanınca elektrikler doğru dürüst yanmıyor; akşam saatlerinde ders çalışamıyor, kitap okuyamıyorlarmış. Musluklardan su akmadığı için ellerini, yüzlerini yıkamak üzere dere kenarına iniyorlarmış dondurucu soğukta. İçme suları da yok.

Üç günlük bayram izninde köyleri yakın olanlar gidiyor, kimsesi olmayanlar ve köyleri uzak olanlar okulda kalıyor. Bayram sabahı kampana (zil) çalınıp dışarıda toplanmaları isteniyor. Tüm öğrenciler başlarını, kulaklarını sarıp büzüle büzüle dışarı çıkmışlar. Merdivende okul müdürü Rauf İnan bekliyormuş; üstünde palto bile yok. Elleri arkasında, ince elbisesiyle bir heykel gibi, savrulan kardan gözlerini kırpıştırarak bekliyormuş.
‘Arkadaşlar,’ diye başlamış konuşmasına. Sesi canlı ve heybetliymiş. Yılgınlık psikolojisinin zararlarını anlatmış; korkan insanın yenileceğini, korktuğuna uğrayacağını söylemiş. ‘Hava buz gibi soğuk; siz isterseniz üşümezsiniz,’ diyerek öğrencileri zıplatmış. Zıplayan öğrenciler ısınınca bu durum hoşlarına gitmiş. ‘Bugün bayram, herkes birbirini kutlasın,’ demiş. ‘İçeri girip sıkıntıdan patlamak, titremek ve üç günü böyle geçirmek istemezsiniz. Kanal açılınca elektrikler yanacak, okulun içi ısınacak; ders çalışıp kitap okuyacaksınız. Su gelince de banyo yapacaksınız. Parolamız şu olmalıdır: “Bayramlar, bayramlar içindir!” Ben gidiyorum kanal açmaya; gelen gelsin,’ deyip yürümüş.
Arkasından gelen öğrencilerle birlikte başlamışlar çalışmaya; buzları kırmaya, tempo tutmaya… Kanal boyu gürültüye köylüler kapı önlerine çıkmış. Çalışmalarına alışıklarmış ama bayram günü, soğukta donmadıklarına şaşırmışlar. Kanalı açıp suyu törenle salmışlar. Kanalın önünden arkasından yürüyor, türküler, marşlar söylüyorlarmış. Su santral havuzuna dökülünce balkona bakmışlar: ‘Çifteler Köy Enstitüsü’ yazısı yanmış. Bu, bizim için dünyanın en coşkulu bayramıymış.
Bir arkadaşı kendi elini öpüp, ‘Suyun gelmesinde senin katkın var, aferin ellerim,’ diyormuş. Müdür, bir yükseltiye çıkarak başarılarını tebrik etmiş; bütün öğrenciler hep birden ‘Sağ ol!’ sesleriyle ortalığı inletmiş. ‘Su depoya dolunca banyoyu yakacağız; yıkanın, başarmanın huzuruyla uyuyun. İnanarak yaptığınız çalışmanın ödülü bu size,’ demiş.”
Umarım bu anı, siz değerli okuyucuların gözünde canlanmıştır.

Acilhaber.net MEİGDER Üyesidir.