Son yıllarda kültür-sanat alanına bakınca insan ister istemez şunu soruyor: Sanat mı siyasetten kaçıyor, siyaset mi sanatı ehlileştiriyor? Sergi salonlarında dolaşırken duvarlardaki işler kadar, duvarların konuşamadıkları da çarpıyor göze. Fazla steril, fazla risksiz, fazla “sorunsuz” bir estetik hâkim.
Oysa sanat, tarih boyunca tam da sorun çıkarma işiydi. Rahatsız etmek, soru sordurmak, yerleşik olanı dürtmek… Bugün ise çoğu sergi metni, katalog yazısı ve panel dili, bir tür bürokratik nezaketle örülmüş durumda. Kimse kimseyi kırmak istemiyor, kimse fon verenin, destek olanın, kapıyı açanın canını sıkmak istemiyor. Sonuç: Güzel ama etkisiz işler.
Bu durum tesadüf değil. Kültür politikalarıyla siyaset arasındaki bağ her geçen gün daha görünür. Kimin sahne alacağı, kimin destekleneceği, kimin “fazla politik” bulunacağı çoğu zaman sanatsal ölçütlerle değil, sessizlik kapasitesiyle belirleniyor. Ne kadar az soru sorarsan, o kadar çok alan açılıyor sana.
Sanatçıdan beklenen rol de dönüşmüş durumda: Eleştiren değil, temsil eden; itiraz eden değil, “iyi niyetli” olan makbul. Oysa sanat, iyi niyetle değil, cesaretle ilerler. Politikadan tamamen arındırılmış bir sanat hayali ise en politik hayallerden biridir. Çünkü “tarafsızlık” çoğu zaman mevcut düzenin tarafını tutmaktır.
Diğer yandan siyaset de sanata bakarken onu bir vitrin olarak görüyor. Festival fotoğrafları, açılış konuşmaları, “ne kadar renkliyiz” mesajları… Kültür, içeriğiyle değil, görüntüsüyle anlam kazanıyor. Derinlik değil, dekor önemli. Sanat bir düşünme alanı olmaktan çıkıp, bir arka plan süsüne indirgeniyor.
Ama her şeye rağmen hâlâ çatlaklar var. Alternatif mekânlar, bağımsız üretimler, küçük ama inatçı sesler… Onlar bize şunu hatırlatıyor: Sanat tamamen susturulamaz. Yalnızca zorlaştırılır. Ve her zorlaştırma, bir direnç biçimini de beraberinde getirir.
Belki de bugün kültür-sanat alanında asıl politik mesele şu: Kim konuşabiliyor, kim konuşamıyor ve neden? Bu soruyu sormadan yapılan her sergi, her festival, her “kültür hamlesi” eksik kalıyor.
Çünkü sanat susarsa, siyaset rahatlar. Ama sanat konuşursa, herkes biraz huzursuz olur. İşte tam da bu yüzden sanata hâlâ ihtiyacımız var.
Acilhaber.net MEİGDER Üyesidir.