SON GELİŞME
--:--:--

Bugün:

SE
Saygın ÜNEL

SURETLER

Bağlantı kopyalandı!

Onikiler Fotoğraf grubu, Mersin Fotoğraf Derneği’nde bir sergi ve söyleşi gerçekleştirdi. 12.02.2026 tarihinde açılan sergide çarpıcı portre çalışmaları yer alıyordu. “Suretler Portre Atölyesi” adlı serginin ana teması, primitif esintiler taşırken insanlık tarihinin anatomik gelişimini paçasından tutup geldiği noktadan modern çağa bakmasını sağlıyordu.

Küratörlüğünü Tuncay Uğurel’in üstlendiği sergide; Cevdet Dizlek, Fatma Aslan, Gülbeyaz Gencer, İlknur Bayır, Mehmet Emin Özdemir, Murat Gültekin, Serap Ünal, Siren Sevin, Uğur Kahyaoğlu, Utku Ersözlü, Vural Güverte, Yasemin Yağmurcu, Zeynep Sena Güngördü adlı katılımcılar yer alıyordu.

Fotoğraf sanatını icra eden insanlarda görünmeyeni görüp kadrajdan sunma ihtiyacı vardır. Bu sergideyse görünmesi gerekeni ortaya çıkartıp, kolektif belleği görünür kılan işler vardı.

Bilhassa dikkatimi cezbeden Afrika masklarıyla benzerlik gösteren portreler oldu ve bana bir sanat tarihçi olarak Gaugin’den Picasso’ya; modern çağda primitif arayışları anımsattı. Elbette resim sanatıyla bağdaştırma hedefinde değilim ancak buradaki felsefenin tüm zamanların, gerek yağlıboya gerek fotoğraf sanatçılarını etkilediğini de belirtmeden geçemeyeceğim. Bu bağlamda anlıyoruz ki sanat hala tarihten besleniyor. Çağdaşlarına nereden geldiğini hatırlaması konusunda ültimatom veriyor ve asırlar boyu ortak bir bilinç taşıyor.

“Suretler”den üzerine yazmak istediğim bir eser de değerli Murat Gültekin’in kadrajından bir kare oldu. Hem sıkı bir bisiklet aktivisti hem de fotoğraf sanatında sık sık karşımıza çıkan ve birçok ödülün de sahibi olan Gültekin, bu serginin omurgasını oluşturan ve bana göre buradaki eseriyle manifestosunu veren sanatçıdır.

Bu portre, yüzü bir tuval olarak ele alan çağdaş bir beden sanatı örneği gibi duruyor ancak kökleri oldukça eskiye, insanın kendi bedenini simgesel bir yüzeye dönüştürdüğü ilk ritüellere kadar uzanır. Fotoğrafta modelin yüzü ortadan ikiye ayrılmış; bir taraf sıcak toprak tonlarıyla, diğer taraf daha soğuk ve nötr tonlarla kurgulanmıştır. Bu ikili karşıtlık, sanat tarihinin en eski temalarından biri olan düalizmi ışık-karanlık, yaşam-ölüm, metropol-doğa gibi unsurları çağrıştırır.

Yüzün tam ortasından geçen dikey siyah çizgi, kompozisyonu simetrik olarak ikiye bölerken aynı zamanda bir “yarık” ya da “çatlak” imgesi üretir. Bu çatlak boyunca yayılan damar benzeri siyah çizgiler hem bedensel bir anatomiyi hem de jeolojik bir yüzeyi anımsatır. Böylece yüz, bireysel kimliğin ötesine geçerek toprağa, kayaya, hatta arkaik bir maskeye dönüşür. Bu dönüşüm, ilkel maskelerin ve törensel yüz boyamalarının işlevini hatırlatır. Bireyi anonimleştirmek, onu bir role, bir mite, bir kolektif hafızaya bağlamak anlamına gelir.

Sanat tarihinde maske ve yüz boyama geleneği, Afrika ve Okyanusya sanatından Antik Yunan tiyatrosuna kadar geniş bir coğrafyada karşımıza çıkar. Modern sanatın öncüleri özellikle 20. yüzyıl başında bu maskesel ifadeyi keşfederek kimliğin parçalanmasını ve yeniden inşasını resim düzlemine taşımışlardı. Bu fotoğraftaki yüz de benzer biçimde, tekil bir portre olmaktan ziyade, günümüz bakış açısıyla ele alındığında kimliğin bölünmüşlüğünü temsil eden bir yüzey olarak okunabilir.

Göz makyajındaki asimetri ve dudaklardaki yoğun siyah, ekspresyonist bir etki yaratır. Özellikle Alman Dışavurumculuğu’nda görülen sert çizgiler ve abartılı yüz ifadeleri, ruh hâlinin doğrudan yüzeyde görünür kılınmasını amaçlamıştır. Burada da siyah çizgiler bir tür içsel gerilimin dışavurumu gibi çalışır; damarları andıran hatlar, sanki içerideki bir enerjinin yüzeyi yararak dışarı sızdığını düşündürür.

Bu portreyi çağdaş sanat bağlamında düşündüğümüzde, “beden politikaları” ve “kimliğin performatif doğası” gibi kavramlar devreye girer. Yüz, sabit ve doğal bir kimlik göstergesi olmaktan çıkar; müdahale edilebilir, dönüştürülebilir, hatta parçalanabilir bir yüzeye dönüşür. Bu anlamda fotoğraf, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren gelişen performans ve beden sanatı pratikleriyle de ilişki kurar. Adanalı sanatçı, burada tuval yerine canlı bir yüzeyi yani insan tenini kullanarak sanatın sınırlarını genişletmiştir.

Sergide bulunan diğer pek çok eserde de zaman zaman primitif sanatın temalarını, zaman zaman duru bir insan yüzünün dinginliğini görebiliriz. Bütüne baktığımızdaysa gördüğümüz şey her ne kadar sadece insan yüzleri gibi görünse de insan ruhunun ikircikli halini ve soyut katmanlarını görmek mümkün olacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları
Saygın ÜNEL
Saygın ÜNEL MAĞDURİYET VE MESULİYET
Saygın ÜNEL
Saygın ÜNEL SANAYİNİN OTOPSİSİ
Saygın ÜNEL
Saygın ÜNEL 6. FİLO’NUN YENİ YÜZÜ
Saygın ÜNEL
Saygın ÜNEL SERGİ SALONLARINDAN MECLİS KORİDORUNA
Saygın ÜNEL
Saygın ÜNEL KORUNUN!
Saygın ÜNEL
Saygın ÜNEL KÜRESEL UTANÇ!
Yazarlarımız
Haberin Doğru Adresi
Haberin Acil Adresi

Acilhaber.net MEİGDER Üyesidir.

Copyright 2026 © Tüm hakları Acilhaber.net 'de saklıdır. Ajans Politikalarına Uyar! İzinsiz Hiç bir Yazı ve Materyal Kopyalanamaz. WhatsApp İhbar: +90 506 364 16 77