Yaşamın içinde günler hızla geçip giderken, dikkatinizi çeken şeyler vardır. Aynı insan farklı ortamlarda bambaşka biri gibi davranabiliyor. Evde melek, işte ise yanına yaklaşılmaz, aksi surat biri. Ya da iş yerinde şakacı, evde son derece ciddi.

İnsanlar neden böyle?
Sosyal bir varlık olduğu için mi? Kabul edilmek, patronunun veya amirinin gözüne girmek, arkadaşları karşısında üstün mü olmak ya da gruplarda kendisine yer mi bulabilmek için? Çünkü her ortamın kuralı başka, uyum sağlaması, zarar görmemesi, kendisine göre bir şekil alması gerekiyor herhalde. (Bukalemun gibi.)
Sürekli başkalarının ne diyeceğini düşünen, kendine güveni az olan insanlar böyle davranır. Her ortama girerken bir maske takarsan, çoğalan maskelerinden hangisini takacağını şaşırırsın. Böylece de kendi aslını unutmaya başlarsın.
Çıkar ilişkisi söz konusu olunca ihtiyacı olana övgüler dizip, ertesi günü söylediğini unutmak, binbir surat olmanın en yorucu hali olsa gerek. Samimiyet yok, hesap çok.
Bazı insanlar da ne istediğini bilmediği için mi bir gün neşeli, ertesi gün kapalı, ertesi gün ulaşılmaz? Bunun bir adı da duyguları yönetmemek mi? Sanırım iç karmaşasından kaynaklı tutumlar.
Binbir surat olmak kısa vadede işe yarayabilir. Uzun vadede ise çok yorucudur. Her maske bir şeyleri alır götürür. Az insan, öz insan olmak en doğru olanıdır. Zamanla anlaşılıyor ki binbir surata sahip olmaktansa gerçek bir surata sahip olmak değerlidir.
Mış gibi yaşayan insanları gördüğümde onlara, Doğan Cüceloğlu’nun “SAVAŞÇI” kitabını önermek geliyor içimden. Kitaplarla ilgili söyleşi olduğunda da hemen dile getiriyorum. Değerli okurlar, sizlerin de bu kitabı okuduğundan ya da okuyacağından eminim. Sevgiler.
PERİHAN ÖZPINAR -MERSİN
Acilhaber.net MEİGDER Üyesidir.