Ortaokul en yakın Yalvaç’ta vardı, ailem Yalvaç’tan ev tutup okuma imkân sağlayamadı. Artık 14 yaşımı doldurdum 15’inden gün almıştım. Boyum uzundu ama yüzüme bakan yaşımı tahmin edebiliyor, “Oğlun daha çocuk annesi, yeniyetme.” diyordu.
Annem beni bağ bahçe işlerindeki çalışkanlığıma güvenerek yanında pancar çapasına götürdü fakat Ağa (patron) beni çocuk diye 4 TL yevmiye teklif etti. Annem buna bile çok sevindi. Kadın işçi yevmiyesi 5 TL, benim yevmiyem 4 TL idi. Düştüğüm duruma bakın, yani ben 15 yaşına basmış bir erkektim ama bir kadın etmiyordum.
Neyse, kırk çapacı kadın ve ben işe başladık. Bana iki testiyle çapacı kadınlara içme suyu taşıma (sakalık) görevi verildi. Pancar tarlasının 1 kilometre ilerisindeki kuyudan kovayla içme suyu çekip iki testiyi iki kova soğuk suyla duş aldırarak dolduruyordum. Yanlarına varıncaya kadar sabrı kalmayan çapacı kadınlar ben yaklaşınca el ediyorlardı:
“Yavrum, bu taraftan başla, yandım valla!”
En acıklı ses çıkaran kadına doğru yürüyordum. İki testi su, kırk kadına yetmiyor, son birkaç kadına su kalmıyordu. Tekrar kuyuya varıp geldiğimde çapacı kadınlardan en son su içemeyenden başlayıp sıradan tasla su vere vere suladığım kadınların sataşması, şakası, duası anılarımın renkli sayfalarındandır.
Ne hazin, akşama kadar durup dinlenmeden çalıştığım halde kadınlara anca su yetiştirebiliyordum. Kadınlar mola verildiği sırada, yemek saatinde bile su içiyorlardı. Sırtımdaki tişört lime lime oldu, giyinip çıkarırken görüyordum, tişörtün deliklerinden omuzlarıma düşen güneşten oluşan benekli kara lekeler gittikçe siyahlaşıyordu.
Annemle köyden getirdiğimiz katığı somun ekmekle idare edip güneşin altında yanarken evinde Atatürk’ün, İsmet Paşa’nın, Menderes’in, Demirel’in resim tabloları asılı olan Ağa (patron), çiftlik evinin damına özel yaptırdığı süslü gölgelikte rakı içiyor, işçileri dürbünle seyrediyordu. Güneşin en faydalı saatlerinde gölgelikten güneşe çıkar, damda mayolu gezinir, yağlanır, şezlongun üstünde güneşlenirdi. Sağlığına düşkün bir adamdı.
Kırkıncı gün çapa işi bittiğinde bize kırk günlük yevmiyelerimizi, pancarı sattıktan sonra başımızdaki çavuşla göndereceğini vaat etti. Köyümüze eli boş döndük. Annemle benim kırk günlük emeğimizin karşılığını ilk beş sene ümitle, on sene ümitsizce, sonraki yıllar adama lanet ederek bekledik. Derken otuz yılı doldurduk. Yaşım 45 olmuştu, duydum ki Ağa ölmüş, çiftlik paylaşılmış, onun yağlanarak güneşlendiği sarayın damında yeller esiyormuş.
Acilhaber.net MEİGDER Üyesidir.