Hülya Gülmez’in bu haftaki konuğu Ressam Yılmaz Şenol..
Sanat, kimi zaman bir rengin derinliğinde, kimi zaman bir çizginin cesaretinde, kimi zaman da sanatçının tuval üzerine bıraktığı özgün bir dokunuşta kendini gösterir. Her sanatçının kendine özgü bir ifade dili, dünyayı algılama biçimi ve eserlerine yansıttığı bir yaşam öyküsü vardır.

1990 yılında açtığı ilk kişisel sergiyle sanat yolculuğunda önemli bir adım atan Ressam Yılmaz Şenol, yıllara yayılan üretim sürecinde farklı teknikleri ve kendine özgü anlatım biçimini geliştirmiş bir sanatçıdır. Özellikle spatula tekniğiyle gerçekleştirdiği yağlı boya çalışmaları, soyut dışavurumcu yaklaşımı ve suluboya eserleriyle dikkat çeken Şenol’un sanat dünyasını daha yakından tanımak istedik.
Sanatçının çocukluk yıllarından bugüne uzanan yaşamını, sanat eğitiminin üretimine etkisini, eserlerinin arkasındaki düşünsel dünyayı, öğretmenlik deneyimini ve geleceğe ilişkin sanatsal hedeflerini konuştuk.
Ressam Yılmaz Şenol ile sanatın, rengin, emeğin ve yaşamın izinde 10 soru ve 10 yanıt…
1. Sanatla başlayan bir yaşam öyküsü
Yılmaz Şenol kimdir? Çocukluk yıllarınız nasıl geçti? Sanata ilginiz ilk ne zaman başladı? Resim yapma isteğinizi ortaya çıkaran ilk karşılaşma, olay veya kişi neydi? Sanatçı olmaya karar verdiğiniz o ilk dönemi nasıl hatırlıyorsunuz?
Yılmaz Şenol:
14 Nisan 1967 tarihinde Balıkesir’de, öğretmen bir baba ve ilkokul üçüncü sınıftan ayrılmış ev hanımı bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldim. Babamın mesleği nedeniyle çocukluğumuz farklı il ve köylerde geçti. Beş yaşlarındayken kendi köyümüze döndük. Öğretmen olan babamdan erken yaşta okuma yazma öğrendim. Müfettiş tarafından yapılan değerlendirme sonucunda ilkokula üçüncü sınıftan başladım.
Resimle ilk tanışmam, defter kenarlarına yaptığım küçük karalamalarla başladı. Ortaokula Balıkesir Karesi Ortaokulunda başladım. İkinci sınıfın ortalarında köyümüzde açılan Karamanlar Köyü Ortaokuluna geçtim. Üç öğretmenin bütün derslere girdiği bu okulda resim öğretmeni bulunmuyordu. Liseyi ise babamın isteği doğrultusunda, kısa yoldan bir meslek edinmem amacıyla Balıkesir Ticaret Lisesinde okudum. Burada da resim dersi yoktu.

Lise sonrasında iki yıl üniversite sınavlarına hazırlandım. İlk yıl kazanırken ikinci yıl elendim. Aslında gazetecilik okumak istiyordum ancak bu isteğim gerçekleşmedi. Hayatımın yönünü değiştiren olay ise kız kardeşimin resim ödevini yapmamla başladı. Kardeşimin resim öğretmeni İlyas Şükrü Korkmaz, yaptığım çalışmayı beğenerek bana resim alanında ilerlememi tavsiye etti. Onun yönlendirmesiyle posta yoluyla yetenek sınavlarına başvurdum.
1986 yılında, zorlu yetenek sınavlarının ardından Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim Bölümünü son sıralardan kazanmayı başardım.
Aslında resim, ilk hedefim hâline kardeşimin öğretmeninin yönlendirmesiyle geldi. Akademik eğitimim başladığında ise bu ilgi tutkuya dönüştü. Sanatı tarihsel süreci ve kuramsal yönüyle tanımaya başladım. Böylece resim, hayatımın merkezine yerleşti.
2. Sanat eğitimi ve akademik birikim
Çukurova Üniversitesi ile başlayan sanat eğitiminizin gelişiminizdeki yerini konuşmak isteriz. Üniversite yıllarında hangi sanatçılardan, hocalardan ve sanat akımlarından etkilendiniz? Akademik eğitiminiz, bugün oluşturduğunuz özgün sanat diline nasıl katkı sağladı?
Yılmaz Şenol:
Öncelikle atölye hocam Muzaffer Tire’nin desen, resim anlayışı ve profesyonel sanatçı yaşam biçimi beni çok etkiledi. Kendisi benim için bir idol hâline geldi.
Sanat tarihi, estetik, sanat psikolojisi ve felsefe derslerini veren hocam Handa Tunç da düşünsel birikimi ve yaşam felsefesiyle gelişimimde önemli bir yere sahipti. Heykel hocam Suat Karaaslan’dan da çok etkilendim. Yan alan olarak bir yıl heykel eğitimi aldım. Aslında resim ve heykel arasında seçim yapmakta zorlanmıştım; sonuçta resim bölümünde ilerlemeyi tercih ettim.
Diğer hocalarımın da üzerimde önemli etkileri oldu. Bölümdeki hocalarımın demokrat ve devrimci kimlikleri, sanat anlayışımıza yaklaşımımızı şekillendirdi. Bize klasik resim anlayışından çok çağdaş sanat ağırlıklı bir eğitim verildi. Bir sanatçı adayı olarak yetiştirilmemiz, akademik eğitimimizin en önemli kazanımlarından biriydi.
Bu süreçte yalnızca resim yapmayı değil, sanatın düşünsel altyapısını, tarihini, felsefesini ve toplumsal sorumluluğunu da öğrenmeye başladım. Bugünkü sanat anlayışımın temelleri o yıllarda oluştu.
3. İlk sergiden bugüne uzanan yolculuk
1990 yılında gerçekleştirdiğiniz ilk kişisel serginiz sanat yaşamınızın önemli başlangıçlarından biri. İlk serginizi açtığınız gün neler hissettiniz? Aradan geçen yıllarda çok sayıda sergi deneyimi yaşadınız. Bugün geriye dönüp baktığınızda sanat yaşamınızın yönünü değiştiren en önemli dönüm noktaları hangileridir? İlk günkü heyecanınızı hâlâ koruyor musunuz?
Yılmaz Şenol:
İlk kişisel sergimi Adana’da, üniversitenin son sınıfındayken açtım. Öğrencilik yıllarım yoğun çalışma ve öğrenci eylemleriyle geçti. Tatillerde, heykel bölümündeki arkadaşlarımla ve kendi bölümümden birkaç arkadaşımla sürekli atölyede çalışırdık.
O dönem artık öğretmenlik yapmak istemiyor, profesyonel bir sanatçı olarak ilerlemeyi hedefliyordum. Ancak sergimden bir süre önce gözaltına alındım ve ilk kez işkenceyle tanıştım. Sanatın kendisinin devrimci, sanatçının da devrimci olması gerektiği düşüncesi, yaşamım ve sanat anlayışım boyunca güçlü bir yer tuttu.
Üniversite bittikten sonra bir yıl Balıkesir’de ev-atölye deneyimim oldu. Ardından yedek subay öğretmen olarak Siirt’in Kurtalan ilçesinde görev yaptım. Görevim sona erdiğinde Almanya’ya giderek sanat yaşamımı orada sürdürmeyi düşünüyordum. Ancak aşk, evlilik ve bir oğlumun dünyaya gelmesiyle hayatımın yönü değişti. Geri döndüğümde öğretmenlik ile resim çalışmalarını birlikte yürütmek zorunda kaldım. Bu, yaşamımdaki önemli dönüm noktalarından biriydi.
Yeniden aynı bölgeye resim öğretmeni olarak döndüm. Uzun yıllar yalnızca desen çalışmaları ve sanatın teorik yönüyle ilgilenmek zorunda kaldım.
1995 yılında Balıkesir Bigadiç İmam Hatip Lisesinde görev yaptım. Ardından Balıkesir Cumhuriyet İlköğretim Okulu, Ticaret Odası Lisesi ve son olarak Balıkesir Kadriye Kemal Anadolu Güzel Sanatlar Lisesinde öğretmenlik yaptım. Bu süreçte durmaksızın desen ve resim eğitimi verdim, bir yandan da kendi sanatsal çalışmalarımı sürdürdüm.
Öğretmenlik dönemimde dört kişisel sergi daha açtım. Kasım 2002’de Çanakkale Güzel Sanatlar Lisesindeki görevimden istifa ettim. Yedinci kişisel sergimi İstanbul Akatlar Kültür Merkezi’nde açtım. Sponsorlu olarak gerçekleştirilen bu sergi, benim için yeni bir başlangıçtı. Cebimde yalnızca yol param varken İstanbul’a gittim ve profesyonel sanat yaşamımı orada sürdürmeye başladım.
4. Spatula tekniği ve kendinize özgü anlatım diliniz
Yağlı boya çalışmalarınızda spatula kullanımınız dikkat çekiyor. Bu tekniğe yönelmenizin özel bir nedeni var mı? Spatulayla renkleri, dokuları ve yüzeyleri şekillendirirken nasıl bir çalışma yöntemi izliyorsunuz? Bu teknik sizin için yalnızca bir uygulama aracı mı, yoksa duygularınızı ifade ettiğiniz özel bir sanat dili mi?
Yılmaz Şenol:
Spatula tekniği, uzun yıllara yayılan çalışmalarımın ardından kendiliğinden gelişti. Elbette bu gelişimin yaşam biçimimle de doğrudan bağlantısı var.
Öncelikle Alevi kültüründe doğup büyüdüm. Çocukluk yıllarında taşrada yaşamanın, mezhepsel algıların ve köy yaşamının getirdiği deneyimlerin bilinçaltımda izler bıraktığını düşünüyorum. Ayrıca 1998 yılında evliliğimin sona ermesi, oğlumdan ayrı düşmem ve düzenli yaşama karşı gelişen parçalanmışlık duygusu, hayatımda derin izler oluşturdu.
Yalnızlaşma sürecinde kendi içimde de parçalanmalar yaşadım. İstanbul’da sanat çevresinde karşılaştığım ikiyüzlülükler ve egolar, benim de ister istemez egomun yükselmesine neden oldu.
Spatula zor ve katı bir tekniktir. Spontane gelişir ve geri dönüşü yoktur. Bu yönüyle suluboya tekniğine benzer. Malzemeyi kusursuz kullanmayı, ustalığı ve özellikle güçlü bir renk bilgisini gerektirir. Tek bir hareketle kalın dokular oluştururken renk geçişlerini de yakalamanız gerekir.
Zaman içerisinde bu teknikle kendime özgü bir anlatım dili oluşturdum. Öyle çalışmalar ortaya çıkmaya başladı ki bazılarının benzerini kendim bile yeniden yapamayacağımı düşünüyorum.
Sanatın teorik altyapısına hâkimseniz ve çok çalışıyorsanız, özgün diliniz siz planlamasanız da zamanla kendiliğinden oluşuyor.
Spatula benim için elbette bir uygulama aracıdır. Ancak uygulamaya giden yol duygulardan geçer. Resme herhangi bir eskiz çizmeden başlarım. Tuval önümde, boyalarım ve spatulam yanımdadır. Bilinmez bir yolculuğa çıkarım.
Önceden oluşturulmuş bir kurgu yoktur. Yolculuk sırasında duygularım, bütün hırçınlığı ve başkaldırısıyla mücadeleyi başlatır ve sürdürür. Resmi tamamladığımda hemen bırakmam. Karşısına geçer, izlerim. Ne olduğunu anlamlandırmaya çalışmadan önce yaşadığım süreci düşünürüm.
Genellikle resimlerime isim vermem. İzleyicinin ön yargısız ve özgürce eserle buluşmasını, kendi ruhunu ve anlamını aramasını isterim.
5. Soyut dışavurumculuk ve eserlerinizin düşünsel dünyası
Soyut dışavurumculuk, sanatçının iç dünyasını renkler, hareketler, dokular ve biçimler aracılığıyla görünür kılan güçlü bir anlatım alanı. Sizin eserlerinizde de renklerin ve yüzeylerin özgür bir anlatımı öne çıkıyor. Bir resme başlarken zihninizde önceden belirlenmiş bir kompozisyon mu bulunur, yoksa çalışma sürecinde renkler ve sezgileriniz mi size yol gösterir? Eserlerinizde izleyiciye hangi duyguyu veya düşünceyi aktarmak istiyorsunuz?
Yılmaz Şenol:
Aslında bir önceki soruda bu konunun bir bölümüne değindim. Renklerin sizi yönlendirmesi elbette çok önemli. Ruh hâliniz, yaşanmışlıklarınız, ideolojiniz, toplumsal kültürün olumlu ve olumsuz dönüşümleri, mücadele ve direnme ruhunuz sanatınıza yansır. Bütün bunlar kişisel duyarlılığınızla biçimlenir.
Ben duyguları aramam; ruhumu beslerim. Araştırırım, sorgularım ve kendimi sürekli geliştirmeye çalışırım. Sahip olduğum imkânların büyük bölümünü sanata yöneltirim. Genellikle yalnızlığı tercih eder, kendi iç dünyamı sorgularım.
Benim için resim, yalnızca renk ve biçimlerin bir araya gelmesi değildir. Yaşadıklarımın, düşüncelerimin, toplumsal duyarlılığımın ve içsel mücadelemin tuval üzerindeki karşılığıdır. İzleyicinin de eserle kendi dünyası üzerinden ilişki kurmasını önemsiyorum.
6. Farklı teknikler, farklı ifade biçimleri
Yağlı boya, suluboya ve lavi gibi farklı tekniklerle çalışmalar gerçekleştiriyorsunuz. Bu teknikler arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz? Her tekniğin sanatçıya sunduğu ifade olanaklarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir eserin hangi teknikle hayat bulacağına nasıl karar veriyorsunuz? Özellikle sizi en çok heyecanlandıran çalışma alanı hangisi?
Yılmaz Şenol:
Bir süredir ara verdiğim çini mürekkebi ve lavi tekniği benim için çok önemlidir. Bu tekniğin yağlı boya çalışmalarıma da etkisi oldu. Lavi tekniğinde çalışmaya başladığınızda, eser tamamlanıncaya kadar ara vermeden üretmek gerekir. Günlerce uyumadan, düzenli beslenmeye ve dinlenmeye fırsat bulamadan, sistemli bir çalışma yürütmek zorunda kalabilirsiniz.
Çalışacağım eseri önceden kurgulamıyorum. Zihnimde sürekli renkler ve biçimler bir mücadele hâlindedir. Nerede olduğum, içinde bulunduğum nesnel koşullar ve elimdeki malzemeler çalışma sürecimi belirler. Mevcut imkânlarıma göre üretime başlarım.
Örneğin son dönemde yaşadığım çevrenin sunduğu imkânlar sayesinde ahşap malzemeyle tanıştım ve bu malzemeyi kullanarak çok sayıda resim yaptım.
Ayrıca spatula ile tamamladığımı düşündüğüm bazı resimlerimin üzerinde fırçayla noktalama tekniği geliştirdim. Böylece mevcut anlatım dilime yeni bir uygulama biçimi eklemiş oldum.
Benim için farklı teknikler, birbirinden bağımsız alanlar değil; sanatçının kendisini ifade etmesini sağlayan farklı olanaklardır.
7. Öğretmenlik deneyimi ve genç sanatçıların yetişmesi
Sanat üretiminizin yanında öğretmenlik yapmış ve farklı yaş gruplarından öğrencilerin yetişmesine katkıda bulunmuş bir sanatçısınız. Öğretmenlik deneyiminiz kendi sanat anlayışınızı nasıl etkiledi? Sizce sanat eğitimi yalnızca teknik beceri kazandırmak mıdır, yoksa bireyin düşünme, sorgulama ve kendini ifade etme yeteneğini geliştiren temel bir eğitim alanı mıdır? Genç sanatçıların özgün bir kimlik kazanabilmeleri için nasıl bir eğitim yaklaşımı benimsenmeli?
Yılmaz Şenol:
On iki yıl kurumsal öğretmenlik yaptım. Bunun yanında uzun yıllar kendi atölyemde yediden yetmişe farklı yaş gruplarından insanlara resim eğitimi verdim.
Sanat eğitimi, genç ya da yetişkin olsun, insanın düşünme ve yaşama biçimini dönüştürme gücüne sahiptir. Örneğin insan, evinde ya da dışarıda yalnızca bakmak yerine görmeyi öğrenir. İnsan ilişkileri gelişir, estetik duyarlılık kazanır. En önemlisi, resim yaparak kendisini ifade eder ve bir anlamda kendisiyle terapi gerçekleştirir.
Çocukların sanatın herhangi bir alanında hobi edinmeleri, yaşamlarında karşılaşabilecekleri pek çok olumsuzluğa karşı onları koruyabilecek önemli bir kazanımdır.
Ne yazık ki sanat eğitiminin ve felsefenin eğitim sisteminden uzaklaştırılmasıyla çocuklarımızın bugün karşı karşıya olduğu tablo ortadadır. Uzun süre daha fazla eğitim vermem gerektiğini düşündüm. Ancak kısa yaşamımda yapmam gereken çok fazla resim olduğu düşüncesi ağır bastı. Öğretmenliği bırakarak yalnızca sanatımla yaşamaya ve sanatımla aşk yaşamaya başladım.
Sanat eğitimi, bireyin düşünce biçimini geliştirir; farkındalık, sorgulama ve duyarlılık kazandırır. Bunları gerçekleştirmeyen bir eğitim anlayışının eksik kalacağına inanıyorum. Çünkü bugün insanlar YouTube ve benzeri sosyal ağlardaki videolar aracılığıyla da resim yapmayı öğrenebiliyor. Ancak bu, gerçek bir sanat eğitiminin yerini tutmaz. Önemli olan yalnızca bir tekniği öğrenmek değil, kendi düşüncesini ve özgün sanat dilini geliştirebilmektir.
8. Günümüz sanat dünyası ve sanatçının bağımsızlığı
Günümüz sanat ortamında dijitalleşme, sosyal medya, sanat piyasası ve uluslararası sergiler sanatçının görünürlüğünü önemli ölçüde etkiliyor. Sizce günümüzde bir sanatçının başarısı hangi ölçütlerle değerlendirilmelidir? Sanatsal özgünlük ile ticari beklentiler arasında nasıl bir denge kurulabilir? Sanatçının bağımsızlığını koruyabilmesi sizce ne kadar mümkün?
Yılmaz Şenol:
Çok önemli bir soru. Konuyu geçmişle bugün arasında bir karşılaştırma yaparak anlatmak isterim.
Eskiden bir galeride sergi açabilmek için galerinin belirlediği farklı koşullar vardı ve satış üzerinden komisyon sistemi uygulanırdı. Bugün ise galeriler sergi açılmadan önce sanatçılardan inanılmaz miktarlarda para talep ediyor. Tanıtım ve sergi organizasyonlarının büyük bölümü de dijitalleşerek sosyal medya üzerinden yürütülüyor.
Bir başka sorun da sanat eğitimi almadan, yalnızca kopya çalışmalar üreterek bunları eser olarak sunan insanların çoğalması. Üstelik bu kişilerin önemli bir bölümünün ekonomik sıkıntısı da bulunmuyor. Sergilerde sürekli aynı çevrelerin birbirini desteklediği, adeta körlerin sağırlar birbirini ağırlar anlayışının hâkim olduğu bir ortam oluştu.
Galerilerin bir kısmında sanatsal bilgi ve bilinç konusunda ciddi eksiklikler olduğunu düşünüyorum. İnanın, bugün sergi açmakta ve sergilere katılmakta zorlanıyorum.
Ben profesyonel olarak sanatımla yaşayan bir insanım. Resimlerimi satış düşüncesiyle hiçbir zaman yapmadım, bundan sonra da yapmam. Ben sanatımı icra ederim; alıcı bana ulaşır ve eserimi satın alır. Sergilediğim bir resmi bir daha başka bir sergide göstermem. Her sergimi yeni eserlerle açarım.
Sanatçının bağımsızlığını koruyabilmesi bugün çok zor. Sistem, sanatçının önünü sürekli kesiyor. Ancak sanatçı doğru bildiği yolda ısrar ederse bağımsızlığına müdahale edilmesini engellemenin bir yolunu mutlaka bulur.
9. Dikili, doğa ve atölyenizin sanatınıza etkisi
Bugün Dikili’de kendi atölyenizde çalışmalarınızı sürdürüyorsunuz. Yaşadığınız coğrafyanın, Ege’nin ışığının, doğanın ve çevrenizdeki yaşamın resimlerinize yansıması nasıl oluyor? Atölyenizde üretim yaparken sizi en çok besleyen unsurlar nelerdir? Bir sanatçının yaşadığı coğrafya ile eserlerinin dili arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
Yılmaz Şenol:
Evet, Dikili’de Salihleraltı Halk Eğitimciler Sitesi’nde, bahçeli dubleks evimde oluşturduğum atölyemde çalışmalarımı sürdürüyorum. Baba evim Balıkesir’de, ben ise şu anda buradayım.
Ege gerçekten harika. Özellikle kış yaşamını çok seviyorum. Doğası duygularımı besliyor. Her mevsimin kendine özgü renkleri var. Ancak burada derin bir yalnızlık da yaşıyorum. Elbette bütün bunların resimlerimin biçimine ve içeriğine önemli etkileri oluyor.
Yaşadığınız coğrafya çok önemlidir. Ruhunuz, içinde bulunduğunuz coğrafyadan ve nesnel koşullardan beslenir. Bu durum eserinizin hem biçimini hem de içeriğini belirler.
Arkadaşlarım bugün yaşadığım hâle inanamıyor. Çünkü İstanbul’da sürekli hareket hâlinde, hırçın ve gerektiğinde saldırgan bir Yılmaz vardı. Şimdi ise sakin, sessiz, yalnızlık ve sükûnet içinde yaşayan farklı bir Yılmaz var.
Bu değişim benim için de önemli. İnsan zamanla yaşadığı çevreyle, doğayla ve kendi iç dünyasıyla farklı bir ilişki kuruyor. Bugünkü Yılmaz’ı tanımak ve yaşamak gerek. İnanılmaz bir olgunlaşma sürecinden geçtiğimi düşünüyorum.
10. Gelecek hedefleri ve sanatın kuşaklara bıraktığı miras
Son olarak, sanat yaşamınız boyunca ürettiğiniz eserler arasında sizin için özel bir anlam taşıyan, kişisel hikâyenizle bütünleşmiş bir çalışmanız var mı? Bugün yeniden başlama imkânınız olsaydı sanat yolculuğunuzda farklı yapacağınız bir şey olur muydu? Önümüzdeki dönemde gerçekleştirmeyi planladığınız sergiler ve projeler nelerdir? Sanat yolculuğuna yeni başlayan gençlere ve gelecek kuşaklara nasıl bir mesaj bırakmak istersiniz?
Yılmaz Şenol:
Aslında karalamalarım da dâhil olmak üzere bugüne kadar yaptığım bütün resimler benim için önem taşıyor. Çünkü her biri yaşam sürecimin birer belgesi niteliğinde.
Özellikle gönderdiğim bu eserimin benim için ayrı bir anlamı var. Bunu bir dönüşüm ve gelişim noktası olarak değerlendirebilirim. Her eser, yaşadığım dönemin ve iç dünyamın izlerini taşıyor.
Elbette geleceğin nasıl şekilleneceğini, karşıma çıkacak koşullar belirleyecek. İnsan değişiyor, gelişiyor ve dönüşüyor. Benim için daha yapılacak çok resim var. Son nefese kadar boyamak gerekir. Çünkü resim yapmak, yaşadığının bir belirtisidir.
Şu anda kesinleşmiş bir sergi planım yok. Ancak elimde sergilenmeye hazır, daha önce hiçbir sergide gösterilmemiş yaklaşık 70 yeni eser bulunuyor. Öncelikle sponsor desteği sağlanırsa bu eserleri sanatseverlerle buluşturmaya hazırım. Zamanı geldiğinde bir şekilde sergilemem gerektiğine inanıyorum. Bunun yanında sosyal medya üzerinden de eserlerimi gören, beğenen ve satın almak isteyen kişiler oluyor. Eserlerimi onlara gönderiyorum.
Genç sanatçılara tavsiyem şu: Kendinizi tamamen özgürce ifade edin. Okuyun, araştırın, gözlemleyin ve sanat dersleri alın. Asla kopya üretmeyin. Kendi ruhunuzu keşfederek resim yapın. Sadece kendiniz olun. Geliştikçe özgün sanat dilinizi zaten bulacaksınız.
Topluma, sisteme ve içinde yaşadığınız koşullara karşı duyarsız kalmayın. Sanatınızla sorgulayın, karşı çıkın ve değişime katkıda bulunun.
Eserinizle devrim yapın. Devrimci olun ve devrimci kalın!
—
ACİLHABER – BİR İNSANA DOKUNMAK
Sanatçının yalnızca eserlerine değil, eserlerin ardındaki insana, düşünceye, emeğe ve yaşam öyküsüne dokunmak için…
