1921’de İnebolu’dan Kastamonu’ya cephane taşırken, kağnıdaki mühimmatı korumak için donarak ölen Şerife Bacı’yı, yağmurda sırılsıklam olmuş giysileriyle savaşan askerleri, balçıkta kağnı itekleyerek cepheye giden sivilleri düşününce kuvacıların hangi şartlarda vatanı kurtardığını bu ve daha pek çok somut örnekle görebiliriz. Tarihe baktığımızda yüzyıllık bir can borcu, hepimizin sırtında. Bu borcu sosyal medyada paylaşım yaparak oturduğumuz yerden ödeyemeyiz. Cumhuriyet’i koruyarak, vatana hizmet ederek, ilimle bilimle ve çalışarak ödeyebiliriz. Atatürk’ün muasır medeniyet ülküsünü yerine getirmediğimiz sürece tarihe borçlu kalmaya devam edeceğiz.
Bugün, Cumhuriyet’in 103. yıl dönümü. Mersin’de yağışlı, rüzgârlı bir hava var. Açık havada olan bayram kutlamaları da hava şartları gerekçesiyle iptal edildi. Kimileri bu kutlamaları sembolik törenler olarak görebilir ancak kamusal alanda Cumhuriyet Bayramı kutlamak, sanıldığından çok daha derin bir tarihsel sorumluluktur. Esasen, zor koşullarda bile olsa, etkinliklere devam etmek gerekir. Neticede vatan güneşli bir bahar havasında kurtarılmadı.
Cumhuriyet’e sahip çıkmak her dönem gerekli ama içinde bulunduğumuz dönem çok daha kritik bir süreç… Ülkemiz iç ve dış tehditler altındayken, özellikle laik Cumhuriyet’in temel değerleri her fırsatta silinmeye çalışılırken hava şartlarının, Cumhuriyet’in kamusal görünürlüğünü ortadan kaldıran bir gerekçeye dönüşmesini kabul edemeyiz. Cumhuriyet Bayramı kutlamaları eğlence olarak görülmemelidir. Kamuoyuna sağlam bir duruş sergilemek bu bağlamda son derece önemli. Yılmadan korkmadan, her zaman her yerde bayrağımızı açıp marşlar söylemek, pedal çevirmek demek; Cumhuriyet’e, Atatürk’e, kuvacılara sahip çıktığımızı göstermek demektir. Bu algının yağmur çamur dinlemeden sürdürülmesi açısından bugünkü uyarılara rağmen sokağa çıkılması gerekir.
Bağımsızlık mücadelesinde canını veren bir milletin çocuklarının, olumsuz hava şartlarını gerekçe göstererek Cumhuriyet kutlamalarını iptal etmesi kabul edilemez.
