Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarının ilk döneminde TMSF medyası vardı.
Neydi TMSF medyası.
Filmi biraz geriye saralım.
*
1990’lı yıllarda, ortada henüz AKP yokken, iktidar merkez sağ partiler arasında gidip gelirken bir grup patron aynı anda hem bankacılık ve finans sektöründe hem medya sektöründe at oynatıyordu.
Evet, faaliyet yapmıyordu, at oynatıyordu!
*
Bu patronlar bankaları alengirli işleri için kullanıyor; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı koridorlarında kelepir fabrika, tesis, kemiksiz lop et gibi arazi arıyor, akşam sofralarında bakanları ağırlıyor, siyasete sahip oldukları gazete ve televizyonlar üzerinden ayar vermeye çalışıyordu.
*
AKP kadroları ve Erdoğan, Türkiye’de siyaset alanına hâkim olmanın evvela bankacılık ve finans sektörürüyle medyaya hâkim olmaktan geçtiğini en baştan biliyordu.
*
İşe oradan başladılar.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) aracılığıyla kimi bankalara el konuldu.
O bankalarla aynı gruba ait olan gazeteler, radyolar, televizyonlar da TMSF’ye geçti.
Onlarca gazete, televizyon, radyo geçici bir süreliğine bir “havuzda” toplandı.
Ancak o geçici süre hiç geçmedi!
*
TMSF elindeki o yayın kuruluşları uzun süre TMSF havuzunda kaldılar.
Havuz medyası lafı oradan türedi.
Havuz medyasına AKP’ye yakın gazeteciler dolduruldu.
Yeterli sayıda gazeteci olmadığı dönemlerde, birilerini gazeteci görünümüne sokup o televizyonlara çıkardılar, o gazetelerde yazı yazdırdılar.
*
Havuz medyası dönemi o kadar uzun sürdü ki, iyi habercilik yapıp gazeteyi sattırmama, televizyona gelir elde etme derdi olmayan, tek dertleri AKP’ye şirin gözükmek olan gazeteler, televizyonlar ortaya çıktı.
Rasim Ozanlar’dan Cem Küçüklere uzanan bir yelpazede gazetecilik yeni bir ambalaja girdi.
Para devletten, gayret bunlardan oldu!
*
Havuz medyası hâlâ devam ediyor.
Hem fiilen hem düşünsel etki olarak havuz medyası görevinin başında.
Üstelik tek havuz da değil.
*
TMSF havuzunun yanı sıra partiye yakın iş insanlarının örneğin Demirören’in, babalı oğullu, eskili yenili siyasetçilerin örneğin Gökçek’in kendine ait havuz medyası var.
*
Bunlardan kimilerinin misyonu sürekli AKP hükümetini, Erdoğan’ı ve bazı bakanları övmek.
*
Bazılarının misyonu sürekli muhalefete saldırmak.
*
Bazılarının görevi sadece dış politika haberleri vererek kamuoyunun dikkatini bazen Gazze’ye, bazen Bakü’ye, bazen Şam’e çekmek.
*
Bu geleneksel medyanın yanına AKP, hayli zamandır sosyal medyayı da ekledi.
Fahrettin Altun’un İletişim Başkanı olduğu dönemde çok sayıda sosyal medya hesabı desteklendi.
Öne çıkarıldı.
*
Geleneksel medyayı izlemeyen, haliyle propaganda ve rakibi karalama alanının dışında kalan kesimler, bu sosyal medya hesaplarıyla etki altına alınmaya çalışıldı.
Muhalif kesimler belki AKP hayranı yapılamadı ama bu sosyal medya hesaplarının üstün çabasıyla, trol teknikleriyle muhalif kesimlere umutsuzluk, öfke, düşünsel labirentler yüklendi.
*
Yeter mi?
*
Yetmiyor!
*
AKP iktidarı onlarca gazeteye, onlarca televizyona, onlarca radyoya, binlerce sosyal medya hesabına ek olarak bir şey daha istiyor.
Korkmuş, ürkmüş bir basın.
*
Nasıl olacak?
*
Yıllardır uygulanan taktikler belli, onlar devam edecek.
*
Ama bu yollara tanıdık bir taktik daha eklenecek:
TMSF!
*
Bir zamanların koca koca Star televizyonunu, Star gazetesini, Akşam gazetesini, Cine 5’i ve onlarcasını TMSF havuzuna alan AKP, havuzu doldurmaya devam ediyor!
*
Havuza son olarak Halk TV eklendi.
Kayyum geldi.
Televizyon TMSF’ye verildi.
*
Muhtemel senaryo şu:
Halk TV bir süre havuzda kalacak.
Kadrolar değişecek.
Program içerikleri değişecek.
AKP’ye yakın gazeteciler, yazarlar, gazeteci görünümü verilmiş işsiz güşsüzler ve lümpenler Halk TV’ye doluşacak!
*
Halk TV de havuz medyası olarak yayınlarına devam edecek…
*
Dünya’da ve Türkiye’de toplum tarihi, son 100 yıldır, iktidarlarla yayın kuruluşları arasındaki gerilime tanık olmuştur.
İktidarlar, basın ve yayını kontrol altına almaya çalıştıkça basın ve yayın kendine yeni yollar, yeni mecralar bulur.
*
Bugün de öyle olacaktır.
Yeni bir yol bulunacaktır.
*
Bu yeni yol, muhalif kesimler kendilerine bir başka parti bulsun, bir iş insanı bulsun, o da televizyonları finanse etsin şeklinde eski bir yol, eski bir yöntem olmamalıdır.
*
Türkiye’de basın patronların, partilerin, şirketlerin, iktidarların boyunduruğundan kurtarılmalıdır.
*
Patronsuz medya mümkündür.
*
İktidara gelen partilerin boyunduruk vuramayacağı, muhalefette olan partilerin köprüyü geçene kadar dayı deyip kullanamayacağı bir basın yayın ortamı mümkündür.
*
Umarız, bugün muhalefette olan, yarın iktidara namzet olan partiler, basın özgürlüğü için yasal ve anayasal zemini kurarlar.
*
Halk TV emekçilerine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Halk TV izleyenlerinin, bir an evvel televizyonlarına kavuşmalarını diliyorum.
Abidin Yağmur/Mersin İmece gazetesi/15 Ekim 2026
