Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hülya GÜLMEZ
Hülya GÜLMEZ

SANATIN İYİLEŞTİREN GÜCÜYLE YAŞAMA DOKUNANLAR: CEMİL BEYCAN VE ŞULE ERDEM

Hülya Gülmez | Kültür-Sanat Köşesi

 

“Yaşama Sanat Kat!” diyerek sanatın sınırlarını aşıyor, Anadolu’nun her köşesinde fırsat eşitliği, dayanışma ve umut için yol alıyorlar.

Sanat, yalnızca bir tuvalde renklerin buluşması, bir heykelin biçim kazanması ya da bir eserin sergi salonunda izleyiciyle buluşması mıdır? Yoksa insanın ruhuna dokunan, toplumsal sınırları aşan, eşitliği güçlendiren ve yaşamı dönüştüren evrensel bir dil midir?

Bazı insanlar sanatı yalnızca üretmez; onu hayatın tam merkezine taşır. Sanatın kapalı kapılar ardında kalmasına razı olmaz, onu toplumun her kesimiyle buluşturmak için yollara düşer. Çünkü bilirler ki sanat, insanın kendisini ifade etmesinin, görünür olmasının ve başkalarıyla bağ kurmasının en güçlü yollarından biridir.

Bugün kültür-sanat köşemizde, sanatın toplumsal sorumluluğunu gönüllülük, dayanışma ve fırsat eşitliğiyle birleştiren iki değerli isim var: Cemil Beycan ve Şule Erdem.

1982 yılında temelleri atılan Atölye ART’ık / İzmir Sanat İnisiyatifi ile yürüttükleri çalışmalar, sanatın yalnızca galerilere ve sergi salonlarına ait olmadığını ortaya koyuyor. Çocuklardan kadınlara, yaşlı bireylerden Down sendromlu ve otizmli bireylere, özel gereksinimli insanlardan farklı nedenlerle toplumsal yaşamın dışında kalabilen gruplara kadar uzanan bu yolculukta; çevreye, doğaya ve can dostlarımıza yönelik farkındalık da önemli bir yer tutuyor.

Cemil Beycan’ın “Yaşama Sanat Kat!” projesiyle farklı şehirlerde, ilçelerde ve köylerde gerçekleştirilen çalışmalar; kullanılmayan alanları üretim mekânlarına dönüştürmeyi, atık malzemelere yeni bir yaşam kazandırmayı ve sanat aracılığıyla insanları bir araya getirmeyi amaçlıyor.

Peki, sanatın iyileştirici gücüne inanan bu iki isim nasıl bir yol izliyor? Çalışmalarını hangi ilkeler üzerine kuruyorlar? Sanatla toplumsal farkındalık yaratmak ve fırsat eşitliğini güçlendirmek mümkün mü?

Kendilerini, amaçlarını ve sanat yolculuklarını kendi sözlerinden dinleyelim.

 

 CEMİL BEYCAN, köşe yazarımız HÜLYA GÜLMEZ’in sorularını yanıtladı…

 

1. Öncelikle kendinizi tanıyabilir miyiz? Atölye ART’ık / İzmir Sanat İnisiyatifi nasıl bir oluşumdur?

 

Biz, çağdaş sanat dünyasında üretim yaparken sanatın toplumsal sorumluluğunu da önemseyen bir oluşumuz. 1982 yılında temellerini attığımız Atölye ART’ık / İzmir Sanat İnisiyatifi ile çoğu zaman yeterince görünür olmayan alanlarda çalışmalar gerçekleştiriyoruz.

Çocuklar, kadınlar, yaşlı bireyler, Down sendromlu ve otizmli bireyler, özel gereksinimli insanlar, dezavantajlı gruplar, çevre, doğa ve can dostlarımız için farkındalık yaratmayı amaçlıyoruz.

Dezavantajlı grupları çaresizlik üzerinden değil; toplumsal dışlanma ve eşitsizlik üzerinden ele alıyoruz. Amacımız, insanların kendilerini ifade edebilecekleri, sosyal yaşama katılabilecekleri ve yaratıcı potansiyellerini ortaya koyabilecekleri alanlar oluşturmak.

Farklı şehirlerde, ilçelerde ve köylerde, fırsat eşitliğine yeterince ulaşamayan bireylerle çalıştaylar ve performans etkinlikleri gerçekleştiriyoruz. Bu süreçte yeni dostluklar kuruluyor, farklı kültürler tanınıyor ve hepimizin kişisel gelişimine katkı sağlanıyor.

Biz bir sergi salonu değiliz ama paydaşlarımızla sergiler düzenliyoruz. Bir eğitim kurumu değiliz ama yıllarını eğitime vermiş gönüllü eğitmenlerle çalışıyoruz. Üniversite değiliz ama gönüllü akademisyenlerin, bağlı bulundukları üniversitelerin izinleri ve iş birlikleri doğrultusunda yürütülen çalışmalara katkı sunuyoruz.

Sağlık Bakanlığına bağlı kurumların onkoloji ve palyatif bakım servislerinde, gönüllü akademisyenlerin ve ruh sağlığı uzmanlarının katkılarıyla, sanatın dışavurum aracı olarak kullanılmasına yönelik araştırmalara da önem veriyoruz. Amacımız, sanat etkinliklerinin bireylerin kaygı düzeyleri ve ruhsal iyilik hâlleri üzerindeki etkilerini bilimsel yöntemlerle incelemek, elde edilen verilerin ulusal ve uluslararası literatüre katkı sağlamasına destek olmak.

Biz bütün bunları yaparken yalnızca başkalarının hayatına değil, kendi iç dünyamıza da dokunuyoruz.

 

2. Neden her yerde sanat için yollardasınız?

 

Atölye ART’ık / İzmir Sanat İnisiyatifi’ni, tasarımın ve sanatın farklı alanlarında çalışan kişi ve oluşumları birlikte üretmeye davet eden bağımsız bir platform olarak tanımlayabiliriz.

Cemil Beycan’ın “Yaşama Sanat Kat!” mottosuyla yürüttüğü çalışmaların temelinde, sanatı insanların yaşadıkları yerlere götürmek düşüncesi bulunuyor. Sanatın yalnızca belirli çevrelerin erişebildiği bir etkinlik olmaması gerektiğine inanıyoruz.

Bu nedenle ulusal ölçekte projeler sunuyor, farklı bölgelerde uygulamalar gerçekleştiriyoruz. Açık alanları, çok basit ve düşük maliyetli dokunuşlarla kültür-sanat atölyelerine dönüştürmeye çalışıyoruz.

Kullanım ömrünü tamamlamış materyalleri ileri dönüşüm teknikleriyle yeniden değerlendiriyor, çevre bilincini sanat yoluyla destekliyoruz. Böylece hem üretime katılan bireylerin yaratıcılıklarını geliştiriyor hem de doğaya karşı sorumluluk duygusunu güçlendiriyoruz.

Eğitimde fırsat eşitliğine ulaşamayan bireyleri ve dezavantajlı grupları sanatın farklı disiplinleriyle buluşturuyoruz.

Amacımız açık: Kültürü ve gelişimi bir arada ele almak, yerelde üretimi desteklemek ve benzer çalışmalar yapmak isteyen sivil toplum kuruluşlarına örnek olabilecek uygulamalar ortaya koymak.

Çünkü inanıyoruz ki sanat, insanlara ulaştığı ölçüde anlam kazanır.

3. Çalışmalarınızda sponsor veya fon sağlayan kurumlar var mı?

 

“Yaşama Sanat Kat!” projelerimizde gönüllülük esasına dayanıyoruz. Atölyelerde kullanılan malzemeler ve sanatçıların verdiği eğitimler, gönüllü katkılarla karşılanıyor.

Çalıştay projelerimizin başarıya ulaşması, paydaşların ve hedef grupların ilgisine, katılımına ve iş birliğine bağlıdır. Projelerimiz, ilgili kurumların onayı ve desteği doğrultusunda hayata geçiriliyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, valilikler, belediyeler, il kültür müdürlükleri, il aile ve sosyal hizmetler müdürlükleri ile sivil toplum kuruluşları, proje kapsamındaki sorumlulukları doğrultusunda barınma ve yemek gibi ihtiyaçların karşılanmasına katkı sağlayabiliyor.

Ancak burada önemli bir ayrımı özellikle belirtmek isteriz: Atölye ART’ık / İzmir Sanat İnisiyatifi, herhangi bir yapı tarafından fonlanmayan bağımsız bir kolektiftir. Sanatsal üretimle uğraşan kültür eylemcilerini bir araya getiren bu oluşumun temel gücü, gönüllülük ve ortak üretim anlayışıdır.

Bizim için asıl değer, maddi olanakların büyüklüğünden çok, birlikte üretme iradesinin ve toplumsal dayanışmanın gücüdür.

4. Çalışma sisteminizi biraz daha ayrıntılı anlatır mısınız?

 

Farklı disiplinlerin ve kültürlerin iş birliğine, etkileşimine inanıyoruz. “Yaşama Sanat Kat!” projesi kapsamında çeşitli sanat disiplinlerinde uzmanlaşmış eğitmenleri, sanatçıları ve proje paydaşlarını bir araya getiriyoruz.

Özel gereksinimli bireylerin gündelik yaşamlarının dışına çıkarak sosyal, kültürel ve sanatsal etkinliklere katılmalarını desteklemeyi amaçlıyoruz. Burada temel yaklaşımımız, bireyleri yalnızca etkinliklerin izleyicisi olarak değil, yaratım sürecinin aktif katılımcıları olarak görmek.

Farklı disiplinleri temsil eden gönüllü eğitmenler ve sanatçılar kendi atölyelerini oluşturuyor. Kullanılacak sanatsal malzemeler gönüllü katkılarla temin ediliyor. Projede belirlenen özel gereksinimli bireyler de çalışmaların ve performansların bir parçası oluyor.

Cemil Beycan’ın koordinatörlüğünde gerçekleştirilen çalıştaylar en az dört gün sürüyor. Bu süreçte bütün paydaşların sorumlulukları belirleniyor ve kayıt altına alınıyor.

Çalışmalarımızın yalnızca etkinlik günleriyle sınırlı kalmasını istemiyoruz. Edinilen deneyimlerin, geliştirilen yöntemlerin ve elde edilen sonuçların, dezavantajlı gruplarla çalışmayı planlayan kurumlara yol göstermesini önemsiyoruz. Bu nedenle çalışmaların ulusal ve uluslararası literatürde yer almasına katkı sağlamayı hedefliyoruz.

Bizim için başarı, yalnızca bir atölyenin tamamlanması değildir. Asıl başarı, insanların kendilerini ifade edebildikleri, yeni ilişkiler kurdukları ve toplumsal yaşama daha etkin katılabildikleri bir ortamın oluşturulmasıdır.

5. Çalışmalarınızı nerelerde gerçekleştiriyorsunuz?

 

Biz, sanatın yalnızca lüks semtlerdeki kapalı atölyelerde ya da sergi salonlarında kalmasını istemedik. Her yerde olmak, Anadolu’nun her köşesine ulaşmak istedik.

Bu nedenle toplumun kolaylıkla erişebileceği açık alanlarda, kültürel üretimi ve yaratıcı potansiyeli destekleyen etkinlikler gerçekleştiriyoruz.

Atölye çalışmaları, araştırma projeleri, sergiler, söyleşiler ve yayınlar aracılığıyla farklı alanları deneyimliyor; yerel ihtiyaçlara ve koşullara uygun projeler geliştiriyoruz.

Cemil Beycan ve Şule Erdem İnisiyatifi ile “Yaşama Sanat Kat!” projesi, dezavantajlı grupların kendi yaşam alanlarında yaratım sürecine katılmasını önceliyor. Aynı zamanda farklı sanat disiplinleri arasında etkileşimin artmasını ve kültürler arası paylaşımın güçlenmesini arzuluyoruz.

Sanatın insanları birbirine yaklaştırdığına, birlikte üretmenin önyargıları azaltabileceğine ve ortak deneyimlerin yeni dostluklar doğurabileceğine inanıyoruz.

Söyleşimiz için gösterdiğiniz değerli emeğe ve davetinize teşekkür ederiz. Yüreğiniz yorgunluk yaşamasın.

Cemil Beycan 
Atölye ART’ık / İzmir Sanat İnisiyatifi

—————–

SANATIN İZİNDE: ŞULE ERDEM

ŞULE ERDEM, köşe yazarımız HÜLYA GÜLMEZ’in sorularını yanıtladı…

1.Şule Hanım, sanatla tanışmanız nasıl başladı? Sizi sanat yolculuğuna yönlendiren ilk olay neydi?

Sanat yolculuğum 1990’lı yılların sonlarında, Aydın Söke’de Magnesia Kültür ve Sanat Derneği’ne katılmamla başladı. İçimde her zaman geçmişe, zamana ve köklere dair güçlü bir merak vardı. Derneğin o üretken atölye ortamı, ruhumda biriken bu arayışı tuvale dökmem için bir kıvılcım oldu ve ilk adımlarımı resim yaparak attım.Daha sonra mask çalışmalarıyla sanat çalışmalarına devam ettim.Bir çok eserde resim ve mask’i aynı tuval üzerinde birleştirdim.

2.Sanat çalışmalarınızda hangi teknikleri ve anlatım biçimlerini tercih ediyorsunuz?

Tuval üzerinde resimle başladığım ifade biçimimi, zaman içinde üç boyutlu formlara ve dokunsal derinliğe taşıyarak mask sanatına yöneldim. Özellikle kişiye özel yüz kalıpları üzerinden çalışıyor ve karma tekniği (mixed media) benimsiyorum. Farklı doku malzemelerini, kumaşları, renkleri ve formları bir araya getirerek hem görsel hem de anlamsal açıdan katmanlı, zengin bir anlatım dili oluşturuyorum.

3.Eserlerinizi üretirken en çok hangi konulardan ve duygulardan besleniyorsunuz?

Beni en çok besleyen duygu, zamana meydan okuyan yaşanmışlıklar ve hafızadır. Resimlerimde eski konaklar, taş sokaklar ve ardında kim bilir kaç ömrün hikayesini saklayan ahşap kapılar hep başrolde oldu. Mask çalışmalarımda ise kadın teması, kadınların içsel gücü ve gelin başlarının taşıdığı o derin duygu yükü öne çıkıyor. Tüm bunları Venedik maske kültürünün gizemi ve Afrika masallarının mitolojik, masalsı anlatılarıyla harmanlamaktan büyük bir heyecan duyuyorum.

4.Bir eser ortaya çıkarırken size önce bir fikir mi, bir duygu mu, yoksa gördüğünüz bir görüntü mü ilham veriyor?

Süreç genellikle gördüğüm bir detayla başlar; eski bir kapının çatlağı, geçmişe ait bir iz ya da bir yüzün karakteristik kıvrımı… Ancak o görüntüyü sanata dönüştüren asıl itici güç, içimde uyandırdığı yoğun duygudur. O yaşanmışlık hissi kalbime dokunduğunda zihnimde bir fikre evrilir ve nihayetinde ellerimle şekil bulur.

5.Sanatınızla izleyiciye özellikle aktarmak istediğiniz bir mesaj var mı?

İzleyiciye görünenin ardındaki öze bakma çağrısı yapıyorum. Kapılar sadece mimari bir geçit değil; kavuşmaların, ayrılıkların ve hayatların sessiz tanığıdır. Maskeler ise yalnızca bir süs değil; insanın, bilhassa kadının toplumdaki rollerinin, sakladığı duygularının ve asıl kimliğinin birer aynasıdır. Hızla tüketilen bir dünyada, geçmişin izlerini ve insan ruhunun saklı katmanlarını hatırlatmak istiyorum.

6.Bugüne kadar gerçekleştirdiğiniz çalışmalar arasında sizin için özel bir anlam taşıyan eser hangisi ve neden?

Bugüne kadar üretirken beni en çok heyecanlandıran,  çalışma; kızımın yüz kalıbını alarak yaptığım maske çalışması oldu. Bulunduğu yasi sanatla ölümsüzleştirmek tarif edilemez bir duygusal yoğunluktu. O maske benim için alçı ve boyalardan ibaret bir nesne değil; zamanı durdurduğum,  somutlaşmış bir anıtı oldu. Sanatımla anneliğimin birbirine karıştığı, yeri asla dolmayacak en kıymetli çalışmamdır.

7.Sizce sanat, toplumsal sorunlara ve insanların yaşamına nasıl dokunabilir?

Sanat doğrudan söylemek yerine kalbe dokunarak, empati kapılarını aralayarak dönüştürür. Özellikle kadın temalı maskelerimde ve gelin başı çalışmalarımda, kadının üstlendiği toplumsal rolleri, görünmeyen duygusal yükünü ve içsel mücadelesini görünür kılıyorum. Sanat, insana yalnız olmadığını hissettirir ve unutulmaya yüz tutmuş insani değerleri yeniden hatırlatır.

8.USART’ın kültür ve sanat etkinliklerinde yer almak size neler kazandırdı?

USART çatısı altında bulunmak, sanat yolculuğunda yalnız olmadığınızı hissettiren çok güçlü bir dayanışma ve paylaşım zemini sağlıyor. Farklı disiplinlerden gelen değerli sanatçılarla bir arada olmak, üretici bir diyalog kurmak ve eserlerimi sanata değer veren bir kitleyle buluşturmak üretim heyecanımı daima canlı tutuyor.

9,Günümüzde sosyal medyanın sanatçıların tanınması ve eserlerini geniş kitlelere ulaştırması üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sosyal medya, coğrafi sınırları tamamen kaldıran eşsiz bir köprü. Kişiye özel yüz kalıbı ve karma teknik maske gibi el emeğine ve özgünlüğe dayalı bir alanda ürettiklerinizin, Venedik estetiği ya da Afrika masalları esintilerinin dünyanın bir başka ucunda yankı bulabilmesi çok değerli. Bir eserin dokusunu ve aurasını yakından hissetmenin yerini hiçbir ekran tutamaz elbette; ancak sanatın görünürlüğü ve paylaşımı açısından sosyal medya büyük bir fırsat.

10,Gelecekte gerçekleştirmeyi hayal ettiğiniz bir sanat projesi veya hedefiniz var mı?

Resimlerimde işlediğim “tarihi kapılar ve eski konaklar” teması ile “kadın temalı maskelerimi” bir araya getiren kapsamlı bir enstalasyon sergisi açmak en büyük hayalim. Yaşanmışlıkları sırtlayan her bir tarihi kapının ardına yerleştirilmiş, duygu yüklü maskelerle izleyiciyi hem geçmişin hafızasında hem de insan ruhunun derinliklerinde büyüleyici bir zaman yolculuğuna çıkarmayı hedefliyorum.

Şule EERDEM
Atölye ART’ık / İzmir Sanat İnisiyatifi

 

—

SANATIN GERÇEK DEĞERİ, İNSANA DOKUNDUĞU YERDE BAŞLAR

Cemil Beycan ve Şule Erdem’in anlattıkları, sanatın toplumsal yaşam içindeki yerini yeniden düşünmemiz için önemli bir fırsat sunuyor. Çünkü sanat, yalnızca güzel eserler üretmekle sınırlı değildir; aynı zamanda insanı anlamak, farklılıklarla birlikte yaşamayı öğrenmek ve görünmeyeni görünür kılmak için de güçlü bir imkândır.

Bir çocuğun kendisini renklerle ifade etmesi, özel gereksinimli bir bireyin üretim sürecinde söz sahibi olması, bir köyde kurulan atölyede insanların ilk kez bir sanat etkinliğine katılması ya da atık bir malzemenin yeni bir esere dönüşmesi… Bunların her biri, sanatın yaşamla kurduğu ilişkinin farklı bir yüzüdür.

Burada asıl mesele, insanlara yalnızca bir etkinliğe katılma fırsatı sunmak değil; onların kendi yeteneklerini keşfedebilecekleri, düşüncelerini ifade edebilecekleri ve toplumun eşit bir parçası olarak var olabilecekleri alanlar açmaktır.

Sanatın iyileştirici gücünü konuşurken bilimsel araştırmaların, gönüllü emeğin ve kurumsal iş birliklerinin önemini de göz ardı etmemeliyiz. Kalıcı sonuçlar, iyi niyetin yanında planlama, erişilebilirlik, süreklilik ve bilimsel değerlendirmeyle mümkün olur.

Cemil Beycan ve Şule Erdem’in yolculuğu, bu anlamda üzerinde düşünülmesi gereken bir kültür-sanat yaklaşımını gündeme getiriyor: Sanatı insanların ayağına götürmek, üretimi ortaklaştırmak ve kültürel katılımı bir ayrıcalık olmaktan çıkarıp herkes için erişilebilir hâle getirmek.

Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, birbirimizi anlamaya zaman ayırmak ve farklılıklarımızı birer zenginlik olarak görebilmektir. Sanat, bu yolculukta bize ortak bir dil sunabilir.

Çünkü bir toplumun kültürel zenginliği yalnızca sahip olduğu müzelerle, galerilerle ve sanat eserleriyle ölçülmez. O zenginlik, sanatın kaç insanın hayatına dokunabildiğiyle de ölçülür.

“Yaşama Sanat Kat!” çağrısı, tam da bu noktada anlam kazanıyor: Sanatı hayatın dışına değil, hayatın tam kalbine yerleştirmek.

Hülya Gülmez
Kültür-Sanat Köşesi

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER