Adana’da beklenen büyük deprem için yapılan uyarılara rağmen Mersin’in risk bölgesi olarak kabul edilmeyişinin tek nedeni ranttır. Hatay’da meydana gelen deprem sonrasında Akkuyu Nükleer Santral, “hızlıca” kontrol edilmiş ve herhangi bir sorun olmadığına dair rapor verilmiş. Zaten nükleer santral yapılacağı söylentileri başladığı andan itibaren ne kadar büyük bir tehlikede olduğumuz, kanıtlarıyla birlikte sunulmasına rağmen sırf çıkarlar için savunuluyordu. Hatta fizikçilerin bir kısmı bile bu korkunç durumu savundu. Ancak Adana ve Kıbrıs’ta olası bir depremden etkilenme durumu hesaplanmadan sadece Hatay’da meydana gelen deprem için bir ölçüm yapıldı ve konu kapatıldı.
Bu felaket silsilesinden Mersin’in de en az Adana kadar etkileneceği açıkça ortadadır. Öncelikle Adana ile Mersin’in coğrafi yakınlığı göz önünde bulundurulacak olursa yaklaşık 70 kilometre bir mesafeden söz ediyoruz. Hatay örneğine baktığımızda Kahraman Maraş, Malatya ve Diyarbakır gibi şehirlerin ne kadar etkilendiğini en feci şekilde gördük. Adana’da beklenen depremin Mersin’de son derece büyük bir yankı bulacağı da açıkça bilinen bir durumdur.
Adana ve Kırbrıs’ta meydana gelecek olan olası büyük depremin Mersin’i ne kadar etkileyeceği bilindiği halde risk bölgesi olarak geçmeyip üzerine bir de olumlama yapılıyor. Zaten bir ülkenin “olumlama” yapılarak yönetilmesi ne kadar ilkel bir durumda olduğumuzu gösteriyor.
Bu ülkenin yetiştirdiği bilim insanları yok sayılıp, her uyarı göz ardı ediliyor. Bunca vatandaşımızın ölümünden sonra da göz ardı edilmeye devam ediliyor. Peki için? Genel tabloya baktığımızda kanlı rantları görüyoruz. Hatay’da, Maraş’ta, Diyarbakır, Adıyaman ve Malatya’da bir bina kolonunun bir insan hayatı etmeyişi, Mersin için de, İstanbul ve İzmir için de geçerlidir. Bu bölgelerde yıkılma riski olan yapıların acilen boşaltılması hayati bir önem taşıyor ve şu an her şey kadere bırakılmış durumda.
Mersin’e gelecek olursak uzun yıllardır bu güzel kentin başına bela olmaya hazırlanan Akkuyu Nükleer Santrali hakkında ciddi bir önlem alınması gerektiğini yinelemek gerekiyor. Mersin’de çok büyük bir deprem riski olduğu halde nükleer santral inşaatının durdurulmaması adına risk bölgesi ilan edilmemesi kabul edilemez. Nükleer santralin uzun vadede sebep olacağı pek çok felaketten zaten geçmiş yıllarda çokça söz etmiştik ama şu an henüz inşaat halinde olmasına rağmen kente çok büyük bir zarar vermekte. Artık bu durum olası bir risk olmaktan da çıktı. Son günlerde fay hareketliliği nedeniyle devam eden depremler, çok daha büyük bir felaketin ayak sesleri. Felaket geliyorum demesine rağmen Akkkuyu’da inşaatı devam eden santral yüzünden hiçbir önlem alınmaması, riskli yapıların boşaltılmaması şu an göz göre göre milyonlarca insanımızı ölüme sürüklemek oluyor. Buna çanak tutan birimlerin bu felaket sonrasında yapacakları açıklamanın bile hazır olduğunu tahmin etmek de hiç güç değil. Mersin halkının çok hızlı bir şekilde örgütlenip bu gidişe bir dur demek için harekete geçmesi ve Mersin’in risk bölgesi olarak ilan edilmesi için mücadele etmesi son derece önemli ve hayati bir meseledir.
