Dün akşam saatlerinde haber merkezlerine bir bilgi ulaştı:
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral görevden alınmıştı.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in bunu istediği belliydi.
Bir süre önce Azerbaycan’da yaşanan başörtüsü krizine sosyal medya üzerinden tepki gösteren Oktay Saral, iki ülke arasında oluşan diplomatik gerilimin ilk kurbanı oldu.
Popülist bir söylem miydi?
Haklı bir tepki miydi?
Yoksa gereksiz bir çıkış mıydı?
Bunun cevabı kişiden kişiye değişebilir.
Ancak Saral’ın açıklamalarının Ankara-Bakü hattında ciddi bir rahatsızlık yarattığı ortada.
Aslında bu konuda ilk uyarıyı Cumhurbaşkanı Erdoğan yapmıştı.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki konuşmasında Azerbaycan’ın adını doğrudan anmamıştı ama başörtüsü yasağına ilişkin tepkisini açık biçimde ortaya koymuştu.
Aynı toplantıda İsrail Başbakanı Netanyahu konuşurken Azerbaycan temsilcisinin salonu terk etmemesi de Türkiye’de kardeşlik duygularını yaralayan bir başka gelişme olmuştu.
Aliyev de boş durmadı.
Kendisini ve hükümetinin uygulamalarını eleştirenlere daha sert, hatta despotik olarak nitelenebilecek bir diplomasi anlayışıyla karşılık verdi.
Azerbaycan yönetimine yönelik eleştirilerde bulunan 30’un üzerinde Türk vatandaşına ülkeye giriş yasağı getirildi. Azerbaycan’da da bu duruma muhalefet eden bazı isimler hakkında gözaltı kararları alındı.
Şimdi Oktay Saral’ın görevden alınmasıyla birlikte iki ülke arasındaki gerilimin biraz daha normalleşmesi bekleniyor.
Ama bu gelişme, asıl meseleyi ortadan kaldırmıyor.
Tam tersine bize başka bir soruyu hatırlatıyor:
Demokrasi konusunda birbirimize ne kadar tahammül edebiliyoruz?
Birbirine kardeşlik bağıyla bağlı iki ülke bile, demokratik teamüller konusunda farklı düşündüğünde karşı karşıya gelebiliyor.
Yıllarca başörtüsü yasağıyla mücadele etmiş bir siyasi iklimden çıkan bir sesin, başka bir ülkedeki başörtüsü uygulamasına ilişkin eleştirisi bile “hadsizlik” olarak görülebiliyor.
Oktay Saral’ın görevden alınması, iki ülke arasındaki diplomatik krizi çözmek için atılmış bir adım olabilir.
Ama Azerbaycan’da yaşanan başörtüsü meselesinin çözümüne zerre kadar katkı sağlamıyor.
Şimdi gelin durumu tersine çevirelim.
Bir empati yapalım
Azerbaycan hükümeti veya Aliyev, Türkiye’de yaşanan anayasal, demokratik ve hukuki sorunlara ilişkin eleştiriler getirseydi bizim tavrımız ne olurdu?
Mesela Azerbaycan yönetimi çıkıp:
“Neden bu kadar belediye başkanı tutuklanıyor Türkiye’de?” diye sorsaydı…
“Neden yüz binlerce insan birikimlerinin önemli bölümünü bir günde kaybediyor?” deseydi…
“Asgari ücret ve emekli maaşları neden açlık sınırının altında?” diye sorsaydı…
“Basın özgürlüğü neden sekteye uğruyor, gazeteciler neden cezaevine giriyor?” diye sorsaydı…
“İşçiler ve memurlar haklarını neden sokaklarda özgürce arayamıyor?” diye eleştirseydi…
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları neden tartışma konusu oluyor?” diye sorsaydı…
“Anayasa neden ihlal ediliyor?” diye gündeme getirseydi…
Ne yapardık?
Ortalığı ayağa kaldırdık.
Öyle degilmi ?
İşte mesele tam da burada.
Kardeşlik, birbirimizin her yaptığını sorgusuz sualsiz kabul etmek değildir.
Ama kardeşlik, birbirimizin evinin içine girip düzen vermek hakkını da vermez.
Hele ki kendi evimizde çözülmeyi bekleyen onlarca demokratik mesele varken…
Başka ülkelerin iç meseleleri üzerinden siyaset üretmek ne kadar doğru?
Dış politikayı iç politikayı gölgelemek, tabanı konsolide etmek veya gündemi değiştirmek için kullanırsanız, bu hem samimiyetten hem de gerçek devlet aklından uzaklaşır.
Üstelik bunun bedeli yalnızca siyasi değildir.
Dış politikada da başarısızlık olarak karşınıza çıkabilir.
Biz kendi ülkemizde demokrasi, hukuk ve adalet konusunda çözmemiz gereken bunca sorun varken neden başka ülkelerin iç meselelerinin içinde kendimizi buluyoruz?
Yemen’deki Husilerin tehdidi altında bulunan Suudi Arabistan’a asker gönderme tartışmasıyla bu yaklaşım arasında hiç mi benzerlik yok?
Kendi vatandaşının demokratik hakları konusunda karnesi tartışmalı olan bir ülkenin, başka bir ülkeye demokrasi dersi vermesi ne kadar anlaşılır ?
Anlayacağınız.
Kardeş ülke olmak başka…
Kardeşinin evine müdahale etmek başka.
Eleştirmek başka…
İç işlerine karışmak başka
