Yıl 1947…
CHP, 7. Büyük Kurultayı’nı topluyor.
Bu, sıradan bir kurultay değil. Yalnızca partinin değil, ülkenin siyasi geleceğinin de ana hatlarının çizildiği tarihî bir dönemeç.
CHP’nin Genel Başkanı İsmet İnönü… Yani Millî Şef.
Türkiye, çok partili hayata geçiş sürecinde. Bu dönemde CHP’ye önemli bir sorumluluk düşüyor.
Kurultayı özel kılan iki önemli gelişme var.
Birincisi, cumhurbaşkanlığı ile parti genel başkanlığının birbirinden ayrılması yönünde adım atılması.
İkincisi, Türkiye’nin siyasi geleceğinin uzun uzun tartışılması.
Kurultay tam 18 gün sürüyor. Her şey enine boyuna ele alınıyor ve tarihî kararlar alınıyor.
İsmet Paşa, siyasi gücünü ve kudretini korumak yerine demokratik dönüşümün önünü açan bir tercihte bulunuyor.
Dönemin Genel Sekreteri Hilmi Uran, genel başkan vekilliğine seçiliyor.
İlginç olan bir başka nokta ise İnönü’nün işaret ettiği Hilmi Uran’ın, 646 delegenin 328’inin oyunu alması.
Tek parti döneminin lideri, Millî Şef sıfatını taşıyan İsmet İnönü ve onun liderliğindeki CHP, bütün tarihsel çelişkilerine rağmen çok partili hayata geçiş sürecinde önemli bir rol üstleniyor.
İsmet Paşa’yı yalnızca “tek adam” ve “Millî Şef” sıfatları üzerinden otoriterlikle suçlayanların, bu kurultayın sonuçlarını da dikkate alması gerekiyor.
Peki ya şimdi ?
Her zorlu süreçte Cumhuriyet’in kurucu kadrolarını suçlayanlar, İsmet Paşa dönemini hedef alanlar ve İnönü üzerinden Atatürk’e dil uzatanlar, 1947 Kurultayı’nın anlamını iyi kavramalı.
Aynı yıl Demokrat Parti de büyük kongresinde kabul ettiği Hürriyet Misakı ile cumhurbaşkanlığı ve parti başkanlığının ayrılması talebini dile getiriyor. İnönü liderliğindeki CHP’nin bu tartışmalara kulak vermesi, Türkiye’nin çok partili hayata geçiş sürecinin önemli bir parçası.
Nitekim 1950 seçimlerini CHP kaybediyor ve Demokrat Parti iktidara geliyor.
İnönü, seçim sonucunu kabul ediyor. İktidarı uğruna demokrasiyi hiçe saymıyor, sandığa müdahale etmiyor.
İsteseydi ne yapabileceğini elbette tartışabiliriz. Ancak tarihsel gerçek şu: 1950’de iktidar, seçim yoluyla el değiştirdi.
Çünkü İnönü’nün oturduğu koltuğun arkasında, Cumhuriyet’in temel ilkelerinden birini hatırlatan o söz vardı:
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”
İnönü, bu ilkenin gereğinin yerine getirilmesine engel olmadı. Türkiye’nin çok partili siyasi hayatında iktidarın el değiştirmesinin önünü açan sürecin önemli aktörlerinden biri oldu.
Peki, bütün bunlara rağmen ona nasıl baktılar?
Demokratik dönüşümdeki rolünü değil, yalnızca “camileri kapatan Cumhurbaşkanı” yaftasını öne çıkardılar.
Halbuki İsmet Paşa birakin camileri kapatmayı bunu dillendirenlere iktidara giden yolu açmıştı.
Ama hala düşünceleri degisebilmis değil .
Oysa tarih, sloganlarla değil, bütün yönleriyle değerlendirilmelidir.
İsmet İnönü eleştirilebilir. Tek parti dönemi tartışılabilir. Ancak tarihî gerçeklerin bir bölümünü görüp diğer bölümünü yok saymak, geçmişi anlamak değil, onu siyasi kalıplara hapsetmektir.
