Türkiye’de milyonlarca öğrenci karnelerini alarak yaz tatiline girdi. Eğitim-Sen’de her yıl geleneksel olarak verdiği karne ile Milli Eğitim Bakanlığı’nı (MEB) sınıfta bıraktı.
(ACİLHABER)-2022-2023 Eğitim ve Öğretim Yılı sona erdi. Eğitimdeki kronikleşmiş sorunlar geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu eğitim döneminde de devam etti. Özgür Çocuk Parkı’nda toplanan Eğitim-Sen Mersin Şubesi üyeleri, basın açıklaması yaparak bu yıl MEB’e verdikleri karneyi kamuoyuyla paylaştı. Eğitimcilere göre tüm derslerden sıfır alan MEB, bu notlara göre sınıfta kaldı.
Burada grup adına açıklama yapan Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, Türkiye’de eğitim sisteminin uzun süredir ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakıldığını hatırlattı. Eğitimin temel sorunlarına yönelik çözümsüzlük politikalarının 2022/23 eğitim öğretim yılında devam ettiğini söyleyen Başkan Sümbül, “Siyasi iktidarın eğitim alanında, uzun süredir kendi siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda attığı adımlar, erken çocukluk eğitiminden (okul öncesi) başlayarak çeşitli vakıf ve derneklerle iş birliği halinde hayata geçirilen ‘dini eğitim’ merkezli uygulamalar, başta öğrenciler olmak üzere, öğretmenler, eğitim emekçileri ve velileri doğrudan etkilemiştir” dedi.
“ÇÖZÜM BEKLEYEN SORUNLAR VARLIĞINI SÜRDÜRMÜŞTÜR”
Eğitimde ticarileşme ve eğitimi dinselleştirme uygulamalarının hız kesmeden devam ettiğini savunan Başkan Sümbül, “Siyasi iktidar ve MEB’in eğitim kurumlarında laik-bilimsel eğitim anlayışını dışlayarak hayata geçirdiği uygulamalar eğitimin niteliğinde yaşanan gerilemenin öncelikli nedeni olmayı sürdürmektedir.
Okulların fiziki altyapı ve donanım eksikliklerinin giderilmemesi, kalabalık sınıflar, ikili öğretim, taşımalı eğitim, çocuk ve gençlerin dini cemaat ve vakıfların kreşlerine ve yurtlarına yönlendirilmesi, çocuklara yönelik taciz ve istismar vakaları geçtiğimiz eğitim öğretim yılında da devam etmiştir. Öğretmen açıkları sorun olmayı sürdürmekte, mülakata ve arşiv araştırmasına dayalı sözleşmeli öğretmenlik ve ücretli öğretmenlik uygulaması eğitim emekçileri arasındaki eşitsizliği ve adaletsizliği derinleştirmektedir. Öğretmenlik Meslek Kanunu ile ‘eşit işe eşit ücret’ uygulamasına son verilmesi, ataması yapılmayan öğretmenler gibi çok sayıda sorun eğitim sisteminin çözüm bekleyen sorunları olarak geçtiğimiz öğretim yılında da varlığını sürdürmüştür” ifadelerini kullandı.
“ÇOCUKLARIN DEZAVANTAJLARI GÜNDEN GÜNE ARTARAK DEVAM ETMEKTEDİR”
“Çocuklar eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanamamakta, çocuk istismarı anlamına gelen çocuk yaşta evlendirmeyi engelleyen adımlar atılmamaktadır” diyen Başkan Sümbül, şöyle devam etti: “Yoksul, emekçi ailelerin çocukları başta olmak üzere kız çocukları ve kırsal kesimde yaşayan çocuklar açısından eğitime erişim konusunda yaşanan sorunlar sürmektedir. Bölgesel, cinsel, sınıfsal vb. eşitsizlikler, anadilinde eğitim gibi en temel sorunlar iktidarın çözmek bir yana daha da derinleştiği bir eğitim dönemi daha geride kalmıştır. Eğitim sistemimiz toplumsal cinsiyet eşitliğinden oldukça uzakta ve giderek dinsel içerik kazanan egemen ideolojinin yoğun baskısı ve denetimi altındadır. Karma eğitimi hedef alan uygulamalar okul yönetimleri eliyle hayata geçirilirken, il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin sendikamızın ve kamuoyunun tepki göstermesiyle ülke gündemine girmiştir. Ülkedeki etnik, dilsel, kültürel çeşitlilik ve inanç çeşitliliği, eğitim programlarında ve ders kitaplarında neredeyse hiç yansıtılmamaktadır. Türkiye’de çeşitli nedenlerle eğitime erişimde, kız çocukları, mülteci çocuklar, anadili farklı olan çocuklar, engelli çocuklar ve geçici koruma altındaki çocukların dezavantajları günden güne artarak devam etmektedir. Eğitim, herkese eşit koşullarda sunulması gereken temel bir insan hakkı, aynı zamanda devredilemez ve vazgeçilemez kamusal bir haktır. Kamusal eğitimden uzaklaşmanın iki temel sonucu bulunmaktadır: Birincisi, devlet okulu ve özel okullar arasındaki nitelik ayrımı, telafisi mümkün olmayan eşitsizliklerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. İkincisi ise kamusal eğitimin tasfiyesi devlet okullarını da ayrıştırarak zenginle yoksula ayrı ayrı ‘devlet okulu’, hatta aynı devlet okulu içinde gelir durumuna ya da başarı düzeyine göre farklı sınıflar/şubeler oluşturulması gibi uygulamalar son yıllarda belirgin şekilde yaygınlaşmıştır. 2022/23 eğitim öğretim yılında eğitim alanında yaşanan gelişmeler, MEB’in eğitimin yapısal sorunlarına yönelik somut ve çözüme dayalı politikalar geliştirmek gibi bir derdinin olmadığını göstermiştir. Okullarda yaşanan yoğun dinselleşme ve eğitimi ticarileştirme uygulamaları, siyasal-ideolojik hedeflere uygun olarak alınan bilim karşıtı kararlar eşliğinde okullarda hayata geçirilmeye devam etmektedir. Eğitim alanında yaşanan sorunların çözümü için gerekli adımların atılmadığı, eğitime erişimde yaşanan sorunlar başta olmak üzere eğitimde dayatmacı politikaların sürmesi nedeniyle öğrencilerin ve öğretmenlerin mutsuz olduğu, öğretmenlerin esnek, güvencesiz ve angarya çalışmaya zorlandığı, siyasal kadrolaşmanın devam ettiği, eğitim sürecinde farklı dil, kimlik ve inançların dışlandığı, eğitimin zaten sorunlu olan niteliğinin daha da kötüleştiği bir eğitim sisteminin başarılı olması mümkün değildir. Eğitim sisteminde yaşanan sorunların ülkedeki ekonomik, toplumsal ve siyasal alanda yaşanan gelişmelerden ayrı ve bağımsız olmadığı açıktır. Eğitim Sen, her geçen gün daha fazla piyasa ilişkileri içine çekilen, okul öncesinden üniversiteye kadar bilimin ve laikliğin değil, milliyetçiliğin, ayrımcılığın ve inanç sömürüsünün referans alındığı bir eğitim sisteminde kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkı için mücadelesini sürdürmeye kararlıdır.”

ÖZEL SEKTÖR ÖĞRETMENLERİ DE TALEPLERİNİ AÇIKLADI
Öte yandan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Mersin İl Temsilcisi Nebil Birtek ise yine Özgür Çocuk Parkı’nda şu açıklamayı yaptı: “Özelleştirme politikalarının eğitimde de kendini göstermeye başlamasıyla beraber eğitim-öğretim sürecinde özel öğretim kurumlarının sayısı günden güne artmaktadır. 2000’lerin başında özel öğretim kurumlarının tüm eğitim kurumlarına oranı %5 düzeyindeyken bugün bu oran %25 -30 ’a yaklaşmıştır. Bu somut gerçeklik özel eğitim öğretim kurumlarında çalışmakta olan eğitim emekçilerinin de giderek büyüyen bir emekçi kitlesine dönüştüğünün en net göstergesidir. Bugün özel okul, dershane, etüt merkezi, kişisel gelişim kursu, rehabilitasyon merkezi, ana okulu, kreş, ehliyet kursları vb. çalışma alanlarında 400 bine yakın emekçi görev yapmaktadır. Patronların özel öğretimi kâr amacıyla yorumlayışı, sözleşmelerimizle bağlı olduğumuz MEB’in yüz binlerce öğretmeni görmezden gelen tavrıyla birleştiğinden biz eğitim emekçileri için katlanılmaz çalışma koşulları oluşmaktadır. Güvencesizliği en yoğun şekliyle yaşayan özel sektör öğretmenleri on aylık sözleşmelerle, asgari ücretin altında ya da asgari ücret düzeyinde maaşlarla, eksik yatırılan sigorta primleriyle, –birçoğu- sigortasız ve yoğun mobbinge maruz kalarak çalıştırılmaktadır. Bu acımasız şartların tasarısı patronlara aittir fakat MEB bu çalışma koşullarını denetlemeyen, görmezden gelen, şikayetlere kulak tıkayan yaklaşımıyla bu şartların oluşumunda ve devamında suç ortağıdır. Milli eğitim bakanları yıllar içinde çokça değişse de MEB’in özel sektör öğretmenlerine dair tavrı maalesef değişmemiştir. Bir önceki bakan Mahmut Özer’in müjde olarak propagandasını günlerce yaptığı Öğretmenlik Meslek Kanunu tüm eğitim emekçileri için rekabetçi, kariyerci bir programın ve göstermelik bir kampanyanın ötesine geçmemiştir. Meslek kanununun tasarlandığı dönemde “Özel sektör öğretmenlerinin şartlarına dair düzenlemeler kanuna dahil edilecek.” açıklamalarının aksine, kanunda özel sektör öğretmenlerinin adı dahi anılmamıştır. MEB bu yaklaşımıyla açıkça patronların nabzını yoklamış, sermayenin tepkisini gözeterek özel sektörde görev yapan eğitim emekçilerini görmezden gelmiş, yok saymıştır. 6 şubat da on binlerce insanımızı kaybettiğimiz Kahramanmaraş-Pazarcık merkezli gerçekleşen depremden sonra diğer tüm alanlarda olduğu gibi özel sektör öğretmenleri de bir başına bırakılmış, patronların, sermaye sahiplerinin yanında saf tutulmuştur. Depremzede öğretmenlerimizin talepleri görmezden gelinmiş ve öğretmenlerin taleplerini dillendirdiğimizde ise polis barikatıyla karşılaşıyoruz. Bunun yanında Arkadaşlarımız KPSS yüzünden intihar ederken, ataması yapılmayan arkadaşlarımız inşaatlarda çalışıp iş cinayetine kurban giderken, Yeni Bakan Yusuf tekin ise göreve gelir gelmez kutuplaştırmayı arttıracak ve teklik dayatması anlamına gelecek olan öğretmen yerine bazı okullara ÇEDES Programı ve manevi danışmanlık adı altında imam ataması yapmıştır. Çocuklarımızın imama değil pedagoji eğitimi almış alanında uzman öğretmenlere ihtiyacı var.

PATRONLARA DEĞİL ÖĞRETMENE GÜVENCE
Öğretmen Sendikası olarak bugün Milli Eğitim Bakanlığı’na sesleniyoruz: Yüz binlerce öğretmeni görmezden gelemezsiniz! Özel sektör öğretmenlerini patronların insafına bırakılmış şartlarda çalıştıramazsınız!
Şikayetlerimizi görmezden gelerek, taleplerimizi yok sayarak bizlere güvencesizliği dayatamazsınız!
Denetim yapmayarak, yapılan denetimleri göstermelik düzeyde tutarak emeğimizin sömürülmesine daha fazla göz yumamazsınız!
Özel sektör öğretmenlerinin geçmişte bir araya gelememiş olmasını fırsat bilen patronların alışkanlık haline getirdiği hak gasplarına artık ortak olamazsınız!
Yüz binlerce özel sektör eğitim emekçisinin iradesini alanlara taşıyan Öğretmen Sendikası olarak sizi uyarıyoruz. Patronların değil öğretmenlerin çıkarlarını korumak zorundasınız.
Öğretmenlerin gerçek taleplerini içeren bir meslek kanunu istiyoruz!
5580 sayılı kanundaki “taban maaş” hakkımızı geri istiyoruz!
Özel öğretim kurumlarında çalışan tüm dostlarımıza çağrımızdır. Haklarımız için emeğimize sahip çıkmak için sendikamızda mücadeleyi büyütelim. Sendika öğretmenlerle, öğretmenler sendikaları ile güçlenecek!”
