TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, Büyük Marmara Depremi’nin 25. yıldönümü dolayısıyla basın açıklaması yaptı. Koramaz, 17 Ağustos 1999’da yaşanan ve tarihimizin en yıkıcı depremlerinden biri olan bu felaketin ardından geçen çeyrek asırda, hala ders alınmadığını savundu.
Türk Mimar ve Mühendisleri Odaları Birliği (TMMOB) Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, 20 binden fazla yurttaşımızın hayatını kaybettiği ve 50 binden fazla kişinin yaralandığı Marmara Depremi’ni anarak başladığı açıklamasında, “Kaybettiklerimizi bir kez daha özlemle anıyoruz” dedi. Ancak, geçen 25 yıla rağmen, meydana gelen diğer depremlerin ve doğa kaynaklı afetlerin sonucunda yaşanan can kayıpları ve sosyal, ekonomik travmaların hiçbir şey öğretmediğini üzüntüyle belirtti.
“İHMAL VE UMURSAMAZLIK DEVAM EDİYOR”
Büyük Marmara Depremi’nin ardından, 2003 Bingöl, 2011 Van, 2020 Elazığ-Sivrice ve İzmir depremleri ile 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş ve 20 Şubat 2023 Hatay depremlerinde benzer acıların tekrar tekrar yaşandığını hatırlatan Koramaz, bilim ve meslek çevrelerinin ortaya koyduğu risk ve afet yönetimine ilişkin görüşlerin, yıllar süren çalışmaların ve raporların göz ardı edildiğini ifade etti. “Bu ihmal ve umursamazlık nedeniyle yıllar içinde yaşanan felaketlerde binlerce insanımız hayatını kaybetmiştir” dedi. Koramaz, geçmişte yaşanan depremlerin ardından karşılaşılan manzaranın değişmediğini, kentleşme ve planlamanın bilimsel ilkelerine uyulmadığını belirtti. Hatay ve Kahramanmaraş depremlerinin ardından da benzer hataların yapılmaya devam edildiğini söyleyerek, 6306 sayılı yasa kapsamında Bakanlıkça belirlenen rezerv yapı alanlarının keyfi ve plansız olduğunu eleştirdi. Bu uygulamalarla milyonlarca yurttaşın hem yerinden edildiğini hem de güvencesiz konutlarda yaşamaya mahkum edildiğini vurguladı. Koramaz, depreme karşı güvenli yapılaşmanın sağlanabilmesi için meslek odalarının sürece etkin katılımının sağlanması gerektiğini belirterek, yeni bir planlama, tasarım, üretim ve denetim süreci modelinin benimsenmesi gerektiğini dile getirdi. Ayrıca, kentsel rant için değil, depreme hazırlıklı şehirler kurabilmek için imar planlarının oluşturulması gerektiğini ifade eden Koramaz; ormanlık alanlar, su havzaları ve dere yataklarının yapılaşmaya açılmaması gerektiğini vurguladı.
“BİLİMİN SESİNE KULAK VERİN”
Depremlerde can kayıplarının önlenmesi için izlenmesi gereken tek yolun, mühendislik ve mimarlık hizmetlerinin bilimsel ve teknik doğruların ışığında uygulanması olduğunu belirten Koramaz, “Afetlerin zararlarının en aza indirilmesi için bilimsel ve teknik gereklilikler ikirciksiz olarak uygulanmalıdır” dedi. Ayrıca, Deprem Şurası, Ulusal Deprem Konseyi gibi oluşumların mutlaka devreye sokulması ve Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’nın gereklerinin yerine getirilmesi gerektiğini vurguladı. TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, açıklamasını “Doğup büyüdüğümüz topraklar ve yurttaşlarımız bunca acıyı hak etmiyor. Bilimin, tekniğin ve doğanın sesine kulak verin!” diyerek sonlandırdı.
ERKAN: “ALINMAYAN TEDBİRLER YENİ FELAKETLERİN HABERCİSİ”
İnşaat Mühendisleri Odası Mersin Şube Başkanı Hüseyin Erkan ise Büyük Marmara Depremi’nin 25. yılı dolayısıyla yaptığı açıklamada, depreme karşı alınmayan tedbirlerin yeni felaketlerin habercisi olduğunu vurguladı. Erkan, “Başta odamız olmak üzere, deprem gerçeğinin unutulmaması, gerekli tedbirlerin bir an önce alınması için sürekli olarak harekete geçilmesi gerektiğini hatırlatıyoruz” dedi. İnşaat Mühendisleri Odası’nın yıllardır bu konuda farkındalık yaratmak için çalıştığını belirten Erkan, yetkili kurumları harekete geçmeye çağırdıklarını ancak bu çağrıların yeterince dikkate alınmadığını ifade etti.
“GEÇMİŞ DEPREMLERİN UYARISI GÖZ ARDI EDİLDİ”
Erkan, Marmara Depremi’nden bu yana yaşanan diğer büyük depremlerden, özellikle Bingöl (2003), Van (2011), Elazığ Sivrice (2020) ve İzmir (2020) depremlerinden çıkarılması gereken derslerin yeterince alınmadığını söyledi. Bu depremlerde yaşanan can ve mal kayıplarının, yapı stokunun zayıflığı ve yapı üretim sürecindeki hatalardan kaynaklandığını vurgulayan Erkan, “Orta ölçekli depremlerde bile bu kadar büyük can kayıplarının yaşanması, 6 Şubat 2023 depremleri öncesi bir uyarı niteliği taşımıştı” dedi.
YAPI STOKU VE ÜRETİM SÜRECİ SORUNLARINA DİKKAT ÇEKTİ
Türkiye’nin yapı stokunun durumu hakkında belirsizliklerin olduğunu söyleyen Erkan, “Yapı stokunun sayısı ve ne kadarının riskli olduğu tam anlamıyla bilinmemektedir” diyerek, deprem hazırlık çalışmalarının başında yapı stokunun iyileştirilmesinin gelmesi gerektiğini belirtti. Ayrıca, yapı üretim sürecinde yapılan hataların da büyük felaketlere yol açtığını dile getiren Erkan, şantiye şefliği görevine ve yapı denetiminin bağımsızlaşmasına vurgu yaptı. Erkan, 2001 yılında yürürlüğe giren 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun’un denetim hizmetini ticarileştirdiğini ve müteahhitlerin kendi denetim şirketlerini belirlemelerine olanak sağladığını belirtti. Erkan, 2019’da yapılan değişikliklerle yapı denetim sisteminde bazı iyileştirmeler yapılmış olsa da, yeni sorunların ortaya çıktığını ve şantiye sahalarında denetim görevini icra eden mühendislere yönelik şiddetin arttığını söyledi.
“25 YILDA TEDBİR ALINMADI”
Erkan, Marmara Depremi’nden bu yana geçen 25 yıl içinde alınmayan tedbirlerin bedelinin, 6 Şubat 2023 depremlerinde ağır bir şekilde ödendiğini belirtti. Bu felaketin ardından aynı konuların tekrar tartışıldığını, ancak alınacak tedbirlerin halen gündemden düştüğünü ifade eden Başkan Erkan, “Önlem almak için kaybedilecek tek bir günümüz bile yoktur” diyerek, depremde hayatını kaybedenleri saygıyla andı. İnşaat Mühendisleri Odası olarak, yapı stokunun tespiti, yapı üretimi, denetimi, kentsel dönüşüm ve mühendislik hizmetlerinin belgelendirilmesi gibi konularda yapılan önerilerin bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Erkan son olarak meslek odalarının bu sürece dahil edilmesinin önemine dikkat çekti.
- TATAR: “25 YILDIR AFET RİSKLERİNİ AZALTMAKTA BAŞARISIZIZ”
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Dr. Mehmet Tatar da 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi’nin üzerinden geçen 25 yılın ardından Türkiye’nin afetlere hazırlık konusundaki eksikliklerine dikkat çekti. Dr. Tatar, Türkiye’nin doğa kaynaklı afetlere karşı yeterli tedbirleri alamadığını ve bu durumun 6 Şubat 2023’teki Kahramanmaraş depremleriyle bir kez daha acı bir şekilde ortaya çıktığını belirtti. Dr. Tatar, 25 yıl önce yaşanan Gölcük Depremi’nin doğa kaynaklı afetlerle mücadelede bir dönüm noktası olarak kabul edildiğini, ancak geçen süre zarfında Türkiye’nin altyapısındaki kırılganlıkların arttığını ifade etti. Kahramanmaraş depremlerinin, afet risklerini azaltmak için getirilen çözümlerin yetersiz olduğunu bir kez daha gösterdiğini belirten Tatar, “51 binden fazla vatandaşımız hayatını kaybetti, 100 binden fazla vatandaşımız yaralandı, yüz binlerce bina ve altyapı ağır hasar aldı” dedi.
İMAR AFFI VE KENTSEL DÖNÜŞÜM ELEŞTİRİSİ
Dr. Tatar, “imar afları” ve “rantsal dönüşüm” uygulamalarının afet risklerini artırdığına dikkat çekerek, “Fay zonları üzerine inşaat yapılması, sıvılaşma, heyelan ve taşkın tehlikesi yüksek alanların imara açılması kabul edilemez. Bu politikalar, ülkemizi afetlere karşı daha savunmasız hale getiriyor” ifadelerini kullandı. Mevcut yasal düzenlemelerin günümüz koşullarına uygun olmadığını belirten Dr. Tatar, 7269 sayılı Kanun’un 65 yıl önceki bilimsel ve teknik bilgi birikimine dayandığını ve artık yetersiz kaldığını vurguladı. Tatar, “Ulusal afet yönetim sistemimizin bütüncül, etkin ve risk azaltma odaklı bir hale getirilmesi için yeni bir afetler kanunu hazırlanmalıdır” dedi.
“MASTER PLANLARI HAZIRLANMALI”
Dr. Tatar, başta büyükşehir belediyeleri olmak üzere tüm illerin jeolojik ve jeoteknik etütlerinin hızla tamamlanması gerektiğini söyledi. Tatar, “Doğal tehlikeleri göz önüne alan master planlar hazırlanmalı ve afet güvenliğinin gerektirdiği imar plan revizyonları uygulanmalıdır. İmar yasası da BM 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile uyumlu olmalıdır” diyen Tatar, Türkiye’nin afetlere karşı dirençli bir toplum olması için etkin bir mevzuat altyapısı, güçlü bir kurumsal yapı ve afet farkındalığı yüksek bir toplum inşa edilmesi gerektiğini belirtti. Tatar, “25 yıl önce yaşanan acılardan ders çıkarmalı ve yara sarma politikaları yerine zarar azaltmayı önceleyen politikalar geliştirmeliyiz” diyerek sözlerini tamamladı.
