KÜLTÜR VE İNANÇ

İnsanlar arasındaki en önemli iki ayrışma vesilesi olan kültür ile inancın yükselişi, birincisinde etnik ve kimlik taleplerinin politik alanın ateşini yükseltmesiyle neticelenirken; ikincisinde ise inanç özgürlüğünün diğer tüm özgürlükleri yutmasıyla son buldu. Aynı dönemden günümüze uzanan bir başka önemli gelişme de, asıl mücadele alanı olan paylaşım ve eşitlik problemlerinin silikleştirilerek, karnı aç, işsiz ama “inancından asla taviz vermeyecek” insanların ortak tavırlarının kökeni olarak kültür ve inancın, politik alanın ana mücadele nesnesi haline gelmesiydi. Bununla birlikte kültürel istekleri sevgiyle çözmeye çalışan ülkeler süreci daha az sıkıntıyla atlattılar; bu istekleri meşru görmeyenler ise bölünmeler ve bitmek bilmeyen iç çatışmalar içerisine düştüler.

Mal ve hizmetler ile sermayenin küresel ölçekte daha rahat dolaşım imkânlarına sahip olmasını sağlayan teknolojik gelişmelerin de aynı yıllara denk gelmesiyle birlikte, daha düşük maliyetlerle daha çok verimliliği esas alan, hem emek girdisinde hem de üretimde esneklik modelini uygulayan bir üretim tarzı, o zamandan günümüze günlük hayattaki tüm ilişkileri büyük bir baskıyla değiştirmeye başladı. Böylelikle dünya tarihinin gördüğü en hızlı toplumsal değişimlerin yaşandığı yıllar oldu ve bizler hâlâ bu sıkıntılı dönemin içinden geçiyoruz. Tabi ki bu derece baskıcı ve zora dayalı hızlı değişimlerin, toplumsal çözülme ve değer erozyonlarına da neden olması kaçınılmazdı.

Hukuktan toplumsal ilişkilere kadar yerellik, topyekûn olarak, bir duygusal bağlılık eşliğinde taşralı değerleri merkeze taşıdı.

Hâlbuki kapitalist piyasa içindeki tüketim, sadece mal ve hizmetlerin tüketimini kapsamaz; sorun bir sistem sorunudur ve eğer bunun bilgisine sahip değilseniz, kıymetli olan duygular, idealler, samimiyet, doğruluk, dürüstlük vb. insanî değerlerin de aynı hızla tüketildiğini fark edemez, hep bir öz/saflık arayışına girersiniz. Bilginin itibarsızlaştırılması, öğretmenden aydınına, eli kalem tutandan bilim insanına kadar herkesin aynı toplumsal itibar kaybından nasibini almasına da yol açtı. Bu bitmez tükenmez “mağduriyet” mesajları, bir kesimin ustalığında yoğrulsa da sadece bu kesimi kapsamıyor. Çünkü herkes için “mağdur olmak”, politik anlamda “iyi bir şey”e karşılık geliyor ve sonradan yapılacakların/meşru gösterilecek insanlık ayıplarının mazereti yerine geçiyor.

Sevgiyle kalın. Çünkü sevginiz yoksa içi boş çınlayan bir bakır kaptan farkınız olmayacaktır…

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu