KADIN SORUNU BİR GÜNE SIĞAMAZ

Dünya Kadınlar Günü ilan edilen 8 Mart özel bir gün. Dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınlar, biyolojik farklılıkları nedeniyle toplumsal cinsiyet ayrımına maruz kalmakta. Toplum tarafından ikinci plana itilmiş kadınlar için bugünün ilan edilmesi tesadüf mü? Tabi ki hayır!

Fiziksel özellikleri nedeniyle zayıf olarak görülen kadınlara birde toplum bazı roller biçince ikinci plana itildiler. Yüz yıllar boyunca süre gelen bu rolleri uygulayamayan veyahut başkaldıranlar çeşitli yaptırımlarla karşılaştılar. Kadının beden özelliği nedeniyle çocuk doğurabilmesi hepten ev hayatına mahkumiyet sebebiyet verdi. Erkek egemen sistemin hala günümüzde devam edebilmesi çok acı vericidir. Zira eril bakış nedeniyle baskılara direnen kadınlar sessiz çığlıklarla haykırmıştı; ancak günümüzde bas bas bağırdığımız halde ne ses veren var, ne de kulak asan. Şayet bir dinleyen olmuş olsaydı bunca kadının öldürülmesine bir çözüm bulunmuş olmaz mıydı?

Toplumun bu biçtiği roller kadına yeterince yükü yükletmiş zaten. Kimilerine göre kadının çalışma hayatına atılması yani ekonomik özgürlüğü olması bir çözüm gibi gelmişti. Erkek üstünlüğünü kabul eden zihniyetin maddi kazanç elde etmesine bağlanmasıydı. Ancak bu tez günümüzde yine geçersizliğini gözler önüne serdi. Çalışan kadın yine evine, çocuğuna, ailenin tüm yüküne katlanıyor ve iki kat daha yoruluyor. Sanırım sorun bilinçlerde ki kadın modelinde. Eril bakışın bu kadar yer edindiği toplumumuzda maalesef bazı kadınlar bile bu zihniyetin dışına çıkıp düşünmemekte. Hep fedakarlık beklenen kadınlar birde kıymetsiz olarak görülmekte.

İşin tuhafı bu kadar emeğin, çabanın, zulmün yanında birde nelere katlanıyorlar! Gün geçmiyor ki cinayet haberleri olmasın. Korkuyoruz; çünkü ansızın sokakta tanımadığımız kişiler tarafından öldürülebiliriz.

Dolmuşlarda tek kalmaktan, gece sokağa çıkmaktan, istediğimiz kıyafeti giymekten… Bunlar bizim öldürülme sebebimiz olabilir. Öldürülsek de bitmeyecek kimsenin bahanesi. Yok kıyafetimiz, yok bir bakışımız, yok gece çıkmamız, yok orda burada bulunuşumuz… Sürüp gidiyor böyle öldürülmeyi hak ettiğimiz gibi fikirler. Ya da katil erkek olacağı için onu haklı çıkaran nedenler sıralanır gider.

Biyolojik bir farklılığımız nedeniyle; Ezildik, dövüldük, sakat bırakıldık, öldürüldük yeter dedikçe onlar durmadı. Biz acı çektikçe onlar zevk aldı. Bu mahlukatlar durmayarak hala devam etmekte. İnsan kategorisine dahi edilmeyen kadınların her an ölüm korkusu yaşaması sizlere reva mı? Nasıl bir ses olmalı sesimiz? Nasıl duyulmalı? Nasıl önüne geçilmeli? Bakmaya kıyamadığımız yavrularımızın bir ruh hastası tarafından şiddet görmesi çok acı…

Toplumda sırf ayıplanmasın diye ne kadar aile içi şiddet var kim bilir? Defalarca koruma isteyen kadınlar göz göre ölüme terkedilmedi mi? “Korkuyorum, ölmek istemiyorum!” diyen kaç kadın öldürüldü? Niye korunmuyor, önüne geçilmiyor? Kadın ölüp mezara, katil yargılanmayıp dışarıda yeni avının peşinde…

Bu düzenin, bu sistemin böyle olmaması gerekirdi? Yasalar korumalıydı. Kanayan yaramız olan bu kadın şiddetine bir ses verilmeli, duyulmalı ve önüne geçilmeliydi…

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu